İnsanlar genellikle bale sanatının
ne denli güç olduğunu ve zor bir eğitim sürecinden geçmeyi gerektirdiğini bilirler. Gerçekten de bu sanat dalı
zayıf bünyeli kişiler için uygun bir uğraş değildir. Yalnızca zorluklarından ötürü değil,
fakat diğer herhangi bir mesleğe göre daha fazla hayal kırıklığı yaratmaya eğilimli
olması da bu dalı zorlaştırmaktadır. Dosdoğru ve üzerini vurgulayarak söylememiz gerekir ki,
dansçılar içinde ancak birkaçı Antoinette Sibley veya Natalia Makarova gibi büyük isim olabilmişlerdir. Dansçıların
çoğu "Corps de Ballet"nin arka sıralarından biraz daha öne gelebilirlerse hakikaten şanslı
sayılırlar. Bu uzun yolculuğa başlayan genç dansçıların büyük çoğunluğu sonunda, göğüs
germek zorunda kaldıkları her dans gününün çok yorucu yaşam tarzına tam anlamıyla uygun olmadıklarını
anlayacaklardır.
Tüm bu söylediklerimiz moral bozucu ise de gerçeğin tam kendisidir.
Bale, en azından popüler basından dolayı da, yıllardır halka cicili bicili ve ipek tüller içerisinde
oldukça sevimli bir eğlence (!) olarak tanıtılmıştır. Ayak parmakları ucunda duran hayranlık
verici balerinalar ve peri adımlarını anımsatan hoş hareketlerin geri planı, hiçbir zaman insanların
bilincinde yer etmemiştir. Popüler basının aktardığı bu resim yeterince cazip ve mükemmeldir,
fakat tam anlamıyla doğru bir yansıtma değildir. Bedenen yıpratıcı, ayak parmaklarının
ucunu parçalayan, iskelet yapıyı hırpalayan yüklü bir eğitim çalışmasının varlığı
halk tarafından henüz anlaşılamamıştır. Bu eğitim her gün ve her gün her şeyin tamamıyla
tekrarında isrardan oluşmaktadır ve böylelikle dansçı tarafından kavranılması mümkün olmaktadır.
Bu mesleğin zor olan bu yönü ise, akşamları iki-ikibuçuk saat devam eden bir bale temsilinin perde arkasıdır.
Bunları bu satırlara aktarırken, balenin çok sıkıntı verici
karanlık bir resmini çizmekten çok gerçeklerle yüzyüze gelmenizi sağlamaya çalıştık. Şüphesiz,
bale dansçılardan çok şeyler talep etmektedir; elbette uzun ve yorucu bir eğitim sürecine gereksinim vardır.
Kuşkusuz, sahnede bir profesyonel olarak görünmezden önce yıllar ve yıllar boyu sürecek sistemli bir çalışma
düzenine ihtiyaç bulunmaktadır. Bilinmesi gereken yalnızca şudur: Titiz çalışma gerektiren, çok kuvvet
ve enerji harcatan, her şeyin harfiyen yapılmasını isteyen bu dünyanın içine giren kişi, yarım
gönüllü olarak ilgilendiği takdirde, tüm yapacağı çalışmaları Sibirya'daki tuz madenlerinin
derinliklerinde çalışan bir sürgünün bakış açısıyla yorumlayacaktır. Ancak, bale öğrencilerinin
çoğunun ve mezun olmuş dansçıların büyük bir bölümünün kendilerini bu işe adadıklarını
ve baleyle ilgili gelecekleri ve beklentileri konusunda -en azından ümit dolu bir şekilde- genellikle açık
fikirli olduklarını görüyoruz. Bu insanlarda dayanıklılık ve hepsinin üzerinde büyüleyici bir meydan
okuma sezilir. Eğer bu kararlılık olmasaydı bale sanatı çok önceleri ortadan kaybolurdu.
Bu noktada birkaç faktörün saptanmasında yarar var. Bale, tüm ağır ve sıkıcı iş gerektiren
yönüne rağmen heyecan verici, büyüleyici, renkli ve artistik görünümler taşıyan bir uğraştır.
Dolayısıyla, mesleğinde gerçek bir noktaya gelmek isteyen hırslı ve ihtiraslı birinin uzun erimli
ilgisine gereksinim duyulmaktadır.
Dansçı'nın tüm yaşamı boyunca
her zaman ulaşması gereken bir hedefi vardır. Öğrenci iken sınavları, daha sonraları giderek
tekniğini mükemmelleştirme amacıyla sürdürülen sonsuz araştırmalar ve kafasını devamlı
meşgul eden sorular, çabalarının karşılığı olmasını umduğu daha göz
kamaştırıcı bir yorum vb. ...
Natalia Makarova'nın anlattıklarına
göre, Leningrad "Kirov Balesi"nin bir üyesi iken her gün dört veya dörtbuçuk saat civarında teknik çalışmalar
yapmaktaydı. Baştan sona günlük çalışma programı şöyle idi: Sabahları 11.15'te doksan dakikalık
bir dersle başlayan egzersizler, öğleden sonra saat dörde dek provalarla devam ederdi. Kısa bir dinlenme arasını
temsil öncesi provası izlerdi ve daha sonra temsil yer alırdı. Eğer o günün akşamı temsil yoksa
akşam 18.45'den gece 22.00'ye dek gene temsil çalışmaları yer alırdı. Her iki durumda da -yani o akşam temsil varsa da yoksa da- bu program
yorucu ve uzun bir günlük çalışmayı ifade etmektedir. Acaba her genç bale öğrencisi kendisini böylesi
bir yaşama hazırlayabilecek midir? Elbette hepsinin bu tür bir programa hazır olduklarını söyleyemeyiz;
ancak büyük bir çoğunluğu için evet diyebiliriz.
Antoinette Sibley, genç bir kız
iken hiçbir zaman bir dansçı olma hülyaları içine dalmamıştı; aksine bir hemşire veya aktris
olma yolunda belirlemiş olduğu fikirler taşıyordu. Ancak Sibley'nin babası baleden oldukça zevk alan,
dansa açık bir insandı. Dokuz yaşına geldiğinde babası, küçük Antoinette'i "Kraliyet Bale
Okulu"nun sınavına girmesi için teşvik etti. Sonuçta okula kabul edilen Sibley, her yüz adaydan birisinin
başarılı olabildiği bir sınavı almıştı. "Bu sınavda başarılı
olmanın benim ileride bir dansçı olmama giden yolun kapısını açtığını tam anlamıyla
kavrayamamıştım" diyor Sibley... "Hatta bale seyrettiğimde, hiç bir zaman kendimi ileride bir gün sahne
üzerinde düşünemezdim bile. Fakat sonraları giderek, bu sonsuz savaşın içinde iyiye, daha iyiye ulaştığımı
kavradım ve ondört yaşımda iken, artık danstan hiç bir zaman kopamayacağımı biliyordum.
Dans, benim kanımda dolaşıyordu."
1962 yılında dansı bırakan
Alicia Markova ise düz tabanlığının tedavisinde yardımcı olacağı söylendiği için
bale dersleri almaya başlamıştı. Gerçekten de böyleydi! Aslında, genç yaştaki düz taban çocukların
çoğu, muhtemel bir tedavi şekli olarak kendilerine önerildiği için bale çalışmaktadırlar. Markova
da, aynen Sibley örneğinde olduğu gibi, hiç bir zaman dansçı olmayı istememişti. Uzun zamanlar boyu
bir doktor olabilmek kalbinde yer etmişti. "Hatta" diyor Markova "okulda performansımın iyi neticeler vermesine
rağmen hala bir dansçı olabilme hevesi taşımıyordum..."
"Royal
Ballet"nin en iyi dramatik balerinlerinden birisi olan Vyvyan Lorrayne, çocukluğunun ilk dönemlerini çocuk felci
nedeniyle belden aşağısı sakat bir şekilde geçirdi. Bacaklarına demir pergeller takarak yürüyebiliyordu.
Hatta bazı zamanlar annesi, kendi başına ayağa dahi kalkamayan çocuğunun canlı mı yoksa
ölü mü olduğunu düşünürdü.
"Bir gün tekerlekli sandalyemi iterek beni dolaştıran
annemle birlikte, gençliğinde dans ettiği bazı kişilere rastladık," diye açıklıyor
Bayan Lorrayne, "İçlerinden bir kadın beni tekerlekli sandalyeye bağlı görünce dehşete kapıldı
ve benim kendisinin okuluna gelmemi ve gerçek anlamda egzersizlere katılmamı istedi. Sonraları ortopedi uzmanım
böyle bir şeye kalkıştığımız takdirde tüm sorumluluğun annemin üzerinde olacağını
söyledi. Annem ise sonuçta kaybedilecek pek bir şey olmadığına karar vermişti.
Böylece, zemine sırt üstü yatıp kaslarımı güçlendirmek amacıyla çeşitli egzersizler yaparak
işe başladım. Zemine uzandığım için düşme korkum yoktu. Annem gerçekten bu konuda bana
çok yardımcı oldu; gündüz ve gece egzersiz yapmam için beni zorladı. Gerçi ben de çok azimliydim."
Sürekli bir şekilde imkansız olanı elde etmeye çabaladığınızı hissederseniz, siz de
son derece azimli bir kişi olursunuz.
Sonuçta egzersizler başarıya ulaştı
ve tedavi tamamlandı. Şaşırtıcı olan bu insanın, dünyanın sayılı bale topluluklarından
birinde zirveye çıkmış bir dans sanatçısı olmasıdır.
Maina
Gielgud ise, dünyanın dört bir yanında sayısız bale topluluklarında yer almış bir balerindir.
O'na göre: "Dansçı, bazı dönemler kendisini moral açıdan zayıf hissedebilir. Vücut istenilenlere yanıt
vermeyebilir. Hatta bazı zamanlar hiç gücünüz kalmamış gibi gelir. Böylesi durumlarda niçin devam ettiğinizi
ya da devam etmek istediğinizi merakla kendinize sorarsınız... Ve sonra belki de bir koreograf sizin için yeni
bir bale yaratır veya çok uzun zamandır almak istediğiniz bir rol için teklif yapılır. Yeni bir öğretmen
bulmanız da olasıdır veya kendi kendinize çalışırken bir dönem araştırdığınız
bir konuya yanıt bulursunuz... Ve her nasılsa birdenbire, bu işi sürdürmek size -her şeye rağmen-
değerli görünür."
Bale'de kariyer sahibi olan kişilerin çok değişik
ve birbirinden farklı nedenlerle bu sanat dalını seçtiklerini görüyoruz. Enteresan olan ise günümüzde dikkate
değer seçkin isimlerin ebeveynlerinin, kendilerini bu mesleğe sürüklemeleri sonucunda dansa başlamış
olmalarıdır. İngiltere'de, Amerika Birleşik Devletleri'nde veya dünyanın herhangi bir başka
yerinde binlerce bale öğrencisinin, balede üstün bir düzeye gelmek umudunda oldukları bir gerçektir. Bunların
büyük bir çoğunluğu dans etmeyi, yaşamdaki herhangi bir başka şeyden çok daha fazla sevmektedirler.
Bale sanatçısının ücretleri ise son birkaç yılda artmış ve
yeterli bir düzeye ulaşmıştır. Bunun yanı sıra çalışma koşulları ideal olan
düzeye her ne kadar ulaşamamışsa da, iyileştirilmeye çalışılmaktadır. Herşeye
rağmen ücretlerin, istenen kalifikasyonlar ve eğitim göz önüne alındığı takdirde hala düşük
kaldığını belirtmek yerinde olur. Bir diğer önemli nokta ise klasik eğitim almış olan
dansçıların istihdam edilebileceği kuruluşların birkaç tane olmasıdır. Bu nokta mutlaka
göz önüne alınmalıdır.
Bir bale topluluğuna herhangi bir nedenle girmeyi
başaramayan veya yetenekleri, eğitim düzeyleri veya teknik güçleri yeterli olmayan dansçılar için belli başlı
meslek dalları olarak televizyon, film dünyası ve müzikal tiyatrolar belirmektedir. Bazıları boş
vakitlerinde veya kısa süreli olarak, gerekirse de tam gün model olarak çalışmaktadırlar. Çok sayıda
dansçının ise öğretmenliği benimsediğini ve bu yolla tatmin olduğunu da ekleyelim.
İş olanaklarının kısıtlı oluşu bir dansçının önünde duran sorunlar
yığınının yalnızca başlangıcıdır. Aynı zamanda fiziksel nedenlerden
ötürü, bir dansçı'nın çalışma hayatı son derece kısadır. Olgunluk dönemi olarak adlandırdığımız
evrede beklenen şey, genellikle bir baş rol dansçısının rolünü hissederek yorumlaması ve böylelikle
esere katkıda bulunmasıdır. Yirmibeş yaşlarından biraz sonra bir dansçı ulaşabileceği
en yüksek noktaya tırmanmıştır ve Margot Fonteyn gibi parlak istisnalar dışında (ki
elli yaşını geçtiği yıllarda dahi temsillerde yer almıştı) bale mesleğini
seçen bayanlar otuzlu yaşlarını aştıklarında dansçı olarak var olabileceklerini pek düşünmemelidirler.
Erkek dansçılar ise yirmisekiz yaşları civarında en iyi noktaya ulaşırlar; ancak bir kaçı
kırk yaşına dek sahnelerde yer alabilir. Çoğunlukla -bayanlardan daha önce- otuz yaşlarına ulaşamadan
çaptan düşerler.
Bir dansçı'nın kariyerinde "şans" olayının
da çok büyük bir payı olduğunu vurgulamak yerinde olacaktır. Dansçı'nın çalıştığı
öğretmenler, kişisel ilişkileri, sınavlarının zamanlanması, rahatsız olan bir solistin
yerini son dakikada alarak basamakları tırmanması, sözü geçen bir yönetici veya emprezaryo tarafından
keşfedilmesi ve tanıtılması veya bir koreografı kişiliğiyle özel bir şekilde tamamlaması
gibi ayrıntılar doruğa yükselme için gerekli ve yeterli bulunabilir. Tüm bu faktörler ve benzerleri, büyük
dansçıların bir çoğunu bugün bulundukları yere getirmede etkili ve yararlı olmuşlardır.
Eski Sovyetik ülkelerden çok sayıda bale sanatçısının Batı'da özgürlüklerine
kavuşmak için dramatik teşebbüsler yaptıkları herkesçe bilinir; ancak bu girişimlerin onların
sanatına yaptığı asıl katkı daha çok her sanatçının gereksinim duyduğu "dikkat"
konusunda olmuştur. Dansçıların büyük bir çoğunluğunun dinamik kişiliklere sahip oldukları
söylenebilir; bu kişiler son derece samimi ve sözünü sakınmayan doğruculardır ve gene bu kişilikleri,
onların farkına varılmasına ve önem verilmesine yardımcı olur. Tam tersine, bir çoğunun
da tam anlamıyla gösterişten uzak ve özel yaşamlarında son derece doğal davrandıklarını
görüyoruz ki, bu durum yorumcular olarak onların gelişimlerini engellememektedir. Anthony Dowell, Antoinette Sibley,
Maina Gielgud, Mimi Paul, Anna Laerkesen, Eva Evdokimova, Galina Samsova ve Dagmar Kessler gibi dansçılar bunlar arasında
sayılabilir.
Şans konusunu tekrar inceleyecek olursak, şansın yeteneğin
yerini tutamayacağını hemen tesbit edebiliriz. Yetenek düzenli bir eğitim olmadan değerlendirilemez
ve eğer genç dansçı işine birinci planda, hararetli bir coşkuyla sarılmıyorsa, düzenli eğitimin
tatmin edici sonuçlar vereceği düşünülemez.
Dans olayını ciddi bir şekilde
ele almayı düşünenler için, bale eğitimine başlamanın en ideal yaşı kızlarda dokuz
veya on, erkeklerde onbir veya onikidir. Kız çocuklarının erkek çocuklardan daha erken bir yaşta bale
eğitimine başlamalarının nedeni, ayak ucu (sur les pointes) çalışmalarına geleceği
güne dek oldukça yeterli ve detaylı bir hazırlık temin etmektir. "Sur les pointes" çalışmaları
ideal olarak yaklaşık onbir veya oniki yaşları civarında başlamalıdır. Daha erken
olduğu takdirde -ki bazı öğretmenler onaylamaktadırlar- ayaklara geri dönülmesi mümkün olmayan
zararlar verilebilir.
Yaş limiti erkek çocuklarda daha esnek tutulabilir ve hatta bazı
durumlarda onaltı veya onyedi yaşa dek uzatılabilir. Dünya çapında tanınmış erkek dansçıların
büyük bir bölümü, Rudolf Nureyev de dahil olmak üzere, bale öğrenimine bu yaşta başlamışlardır.
Bu durum ciddi olarak baleyle ilgilenmeye karar veren, ancak yaşı ilerlemiş erkek çocukları için büyük
bir umut kaynağı teşkil eden bir örnektir. Gerçekten de, onbir-oniki yaşlarındaki bir çocuk için
"bale"nin gerçekten ulaşmaya değer bir olay olup olmadığını bilmek, zor olmaktadır.
Öte yandan, oniki yaşından sonra bale eğitimine başlayan bir kız
çocuğu, genellikle kaçınılmaz sınırlamalara açık olacaktır; onaltı ve daha yukarı
yaş ise başarılı bir profesyonel bale kariyeri amaçlanıyorsa çok geçtir. Çağdaş dansta
ise, teorik olarak dans derslerinin başlaması için bir üst limit yoktur; çünkü eğitimin tipi, klasik baledeki
uygulamalara göre çok farklıdır ve daha az şey talep eder.
Bir dansçının
başlangıç dönemlerindeki eğitimsel gelişimi, O'nun kas ve kemik formasyonu ile içiçe bağlantılı
bir şekilde yürütülür. Bu nedenle eğitim, kaslar ve kemikler kendi başlarına gelişim yolunu çizme
şansını elde etmezden önce -yani, gelişigüzel bir yapılanmadan önce- başlamalıdır.
Hazırlayıcı egzersizlerin amacı ayağı, bacağı ve sırt kaslarını işin
biçimine uygun bir şekilde hazırlamaktır. Bu çalışmalar her zaman konunun temelini oluşturacaktır.
Örneğin, bacakların iyi bir "turn-out" (dışa dönüklük) teşkil etmesi, doğru yaşta
derslere başlanırsa mümkün olabilir. Böylece ayaklar ve bacaklar kalçadan dışa dönük bir pozisyon oluşturacaktır.
Geç eğitim ise her zaman, dışa dönme hareketinin ayak ve bacaktan gelmesi anlamını taşımaktadır
ve fazla gayret sonucu zorlanma, diz mafsalı üzerinde hasara neden olabilir ki bu durum geç yaşta eğitime başlamanın
sonucu olarak belirir ve sınırlamalardan birini oluşturur.
Vücut iskeleti
ve uzuvlar bu nedenle, gelecekteki kullanımları için -gelişmelerinin tam doğru aşamasında-
hazırlanmalıdırlar. Çok erken veya çok geç başlamak, öğrencinin ulaşmak istediği ideal
için zararlar vermektedir.
Erkek çocuklar "tam ayak
ucunda" durmadıkları için, kız çocuklarının gereksinim duydukları başlangıç egzersizlerinin
çoğuna çalışmazlar. Bu durum ise, erkek çocuklara baleye başlamak istedikleri takdirde, birkaç yıl
daha düşünmeleri için fırsat tanıyan bir şanstır. Öğretmenler, erkek çocuklarının
eğitimi için çelişkili düşüncelere sahiptirler. Çoğunluğu daha önce gördüğümüz gibi, öğrencilerin
yaklaşık oniki yaşında başlamalarını tercih etmekte; bir kısım öğretmenler
ise onaltı yaşın erkek çocuklar için en iyi yaş olduğunu söylemektedirler. Bu son yaş limiti,
çocuğa bale derslerince engellenmemiş normal bir eğitim akışını izlemek olanağını
vermektedir.
Şimdi, genç dans öğrencisinin temel gereksinmeleri nelerdir; onları
öğrenelim. En önemle üzerinde durulması gereken, sağlığın iyi olmasıdır. İyi
oranlı bir vücutla birleşmiş, bütüne göre daha küçük olan bir başın varlığı mükemmel
bir kompozisyon oluşturur. Baş, ortalama bir kişiden daha uzun olan omuzlar üzerine yerleşmiş bulunmalıdır.
Sırt sağlam ve sıkı, bacaklar uzun ve düz, ayaklar makul surette kemerli olmalı, ancak çok aşırı
kavisli olmamalıdır. Kız öğrenciler, ayaklarının ilk üç parmağının ucunun yaklaşık
olarak aynı uzunlukta olmasının kendileri için bir avantaj oluşturacağını bilmelidirler.
Yüzün önemi tartışma götürmeyeceği gibi karakter, ifade gücü ve iyi ayırımlanmış özellikler
büyüleyici bir görünüme göre daha çok aranır.
On yaşında bir çocuğun
sonuçta ulaşacağı boy yüksekliğini kestirmek oldukça güç bir konudur ve bu sorun, sınav komisyonlarının
en önemli düşüncelerinden birini oluşturur. Kızlar büyüme olayını tercihan 5 ft. 2 in. ile 5 ft.
5 in. arasında bitirmiş olmalılardır. 5 ft. 6 in. ve yukarısı tehlikeli sınıra yaklaşmak
anlamına gelir. Genellikle erkekler için belirlenmiş kalıp bir uzunluk yoktur; ancak 5 ft. 7.5 in.den az ve
5 ft. 11 in.den uzun olmamaları beklenir.
Bunlar tamamen genç dans öğrencisinden
beklenen fiziksel özelliklerdir; fakat, aynı zamanda çok sayıda estetik, mental ve karaktere ilişkin nitelikler
de göz önünde bulundurulur. Sanat dallarına ilişkin kazanılmış bilgiler, özellikle müzik bilgisi
kesin bir kıymet ölçüsü olarak belirmektedir. Hatta öğrencinin piyano veya keman gibi bir müzik çalgısını
çalması ayırt edici bir nitelik olarak değer bulacaktır. Yukarıda yazılan bu belirleyiciler
ritmik bir duyum gücüyle birleştirilmelidir. Bir başlangıç eğitimi olarak "Dalcroze Eurythmics",
müstakbel öğrencinin bu hususiyetin farkına varmasını ve kuvvetlendirmesini sağlar. Tüm bunların
üzerinde zeka, sabır ve sahne ışıkları altında içten çalışmayı sağlayacak
bir kişilik aranan diğer unsurlardır. Unutmamak gerekir ki kuvvetli bir kişilik, sahne üzerindeki belirli
fiziksel sınırlılıkların üstesinden gelmeye son derece yardımcı olur.
Klasik bale'de profesyonel bir derece elde etmek için yapılacak eğitim yedi veya sekiz yıl alır. Yaklaşık
on-onbir yaşlarından onyedi-onsekiz yaşlarına dek sürecek olan bu eğitim sürecinde, öğrenci
"corps de ballet"nin çalışmaları içerisinde yer alabilir. Klasik eğitim almış dansçılar
için her ne kadar bale dışında olanaklar varsa da, bu yüreğinde bir bale topluluğuna katılma
isteği duyan genç bir mezun için ödül olarak gösterilemez.
Bazı dans öğrencileri
ise, şüphesiz, profesyonel sahne hayatını tercih etmezler, belki de öğretmen olmayı amaçlarlar. Çoğu
dansçı ise, mesleki yaşamlarının daha geç evrelerinde öğretmen olmayı sahnede kalmaya tercih
edebilirler. Bu kişiler için öğretim tekniklerini gösterecek bir kurs dizisinin yapılması ve bu nedenle
tekrar eğitime alınmaları gerekir.
Okulunu bitirmiş ve bir bale topluluğunun
sınavlarına girmiş, ancak geri çevrilmiş bir dansçı, başka bir alanda geçici bir iş elde
etmek için araştırmalar yapar. Bu araştırmalar sağlıklı bir olanak yakalayana kadar devam
eder. Klasik eğitim almış dansçılar müzikaller, televizyon, filmler ve kabarelerce daima istendik elemanlardır.
Bu tür bir işte geçici olarak çalışmak yaşam garantisi olarak yararlı olabilir ve yeni bir sınavda
başarılı olmak için dansçı günlük derslerine devam edebilir; eninde sonunda bu kişi yeteneğine
uygun bir yeri hakkıyla elde edecektir.
Şanslı bir dansçı, bir bale topluluğunca
kabul edildikten sonra, büyük bir olasılıkla birkaç yılını "çırak" olarak "corps
de ballet"de geçirecek ve daha sonra da küçük solist rollerinden birine alınacaktır. Belki de tüm bunlar olmazdan
önce bir veya daha çok yılını bu toplulukta öğrenci-dansçı olarak geçirecek ve böylece profesyonel
dansının ilk deneyiminde sersemlemeyecek, şaşkınlığı üzerinden atmış olacaktır.
Dansçıların büyük bir çoğunluğu ise, mesleki yaşamları süresince "corps"ta kalmak zorundadır;
bu son derece makul bir gerçektir. Yukarılara tırmanmayı ve ufak solo rolleri almayı başaran bir
dansçı, bir müddet solo partlarda denendikten sonra başlıca rollerden birinin sorumluluğunu üzerine alabilecek
bir konuma gelebilir. Ancak bu fırsat eğer dansçı rollerinde başarılı olamazsa, hiç bir zaman
tekrar verilmez.
Erkek veya kadın her genç dansçı şanslılar sınıfında
olmayı ümit eder.