|
|
 |
|
|
 |
II. BÖLÜM
DANSÇI
Eleştirmen Fernau Hall "Kuğu Gölü Balesi"nde "Odette" rolünü
yorumlayan Antoinette Sibley hakkında düşüncelerini şu satırlarla belirtmişti:
"2. Perde'nin başlamasından hemen sonra, O (Sibley), Odette'in Prens'e gölden nasıl geldiğini açıkladığı
mim sahnesinde, duygulu ve yoğun oyunuyla rolüne damgasını vurdu. Gerçekten de, hareket ve jestlerin adeta
kelimelere dönüştüğü mükemmel ve şiirsel bir oyun sergiledi. "Kimsesiz ve büyülenmiş prenses" rolünün
ve cümlelemesinin tüm gücünü kullanarak, bu bale'nin nostaljik güzellikteki karakteristiğine renk kattı. Bilindiği
gibi, 2. Perde'deki uzun 'pas de deux', Odette'i yorumlayan sanatçıya yalnızca şahane fırsatlar vermekle
kalmaz, aynı zamanda Odette'in muhteşem mücadele ve meydan okuyuşunu da yansıtır. Sibley, Odette'in
bu mücadelesini tam bir kendine güvenle, rolünün derinliklerine nüfuz ederek aktardı. Zarif ayakları, bacaklarının
fevkalade uzunluğu ve olağanüstü 'dönüşleri' ile her tavrı başlı başına güzeldi. Sırtının
esnekliği, hassasça dengelenmiş başı, çok çeşitli ve uysal el hareketleri ile "arabesque" ve "attitude"leri
hemen hemen insan üstü bir görünüm kazanmıştı."
Sibley, Fonteyn'den bu
yana İngiltere'de kendini gösteren balerinlerin en iyilerinden biridir. Uzun sözün kısası, büyük bir dansçıda
aranan yaradılışa, yeteneğe ve vücut yapısının tüm kusursuz bileşenlerine sahiptir.
Odette veya herhangi bir başka rolde dans ederken, aklını ve vücudunun her parçasını kullanarak,
drama (öykü)'ya içtenlik, rolüne görsel coşkunluk ve güzellik taşıyabilen bir balerindir.
Diğer büyük dansçılarda olduğu gibi, Antoinette Sibley de "vücudunun üç ayrı kısmını"
total sonuçta şaşırtıcı bir etki bırakacak şekilde kullanmaktadır. Sahnesel eyleminin
büyüklüğü, O'nun bu vücut bölgelerini kullanma yöntemiyle orantılıdır. Şöyle ki: insan vücudu "fiziksel"
(belden aşağısı ve bacaklar), "ruhsal-duygusal" (vücut ve kollar) ve "mental" (boyun ve baş)
olmak üzere kısımlara ayrılabilir.
Benzer şekilde "hareketi"
bu vücut bölümlenmelerine karşılık gelecek şekilde üç büyük grupta toplayabiliriz. Bunlar:
1. Zıtlıklar (oppozisyonlar): Fiziksel dayanıklılık ve beden kuvvetini belirtirler.
2. Benzerlikler (paralellizmler): Fiziksel düzlemde zayıflığı ifade ederler; ancak aynı
zamanda mental düzlemde dekoratif ve stilize hareket için de kullanılırlar. 3. Ardıllıklar:
Vücuda boydan boya nüfuz eden en yüksek ve büyük hareket dizisidir; her adaleyi, kası ve mafsalı çalıştırırlar.
Ardıllıkların bazı formlarını kullanmadan, içten hiç bir duygu salt vücudun hareketleri yolu
ile anlatılamaz.
Şüphesiz bir dansçının yorumuna kapıldığımızda,
gerçek anlamda bu terimlerin kapsamları içinde düşünmez ve hatta vücut bölgelerinin kullanılışına
da pek o kadar dikkat etmeyiz. Fakat, bunların hepsi de bazı dansçıların vücutlarını diğerlerinden
"nasıl" ve "niçin" daha iyi kullandıkları gizinin parçalarıdır.
Bir tiyatro oyuncusu veya şarkıcının aksine, dansçı kelimelerden güç ve yardım alamaz. Aktör
veya şarkıcının vokal açıdan şu veya bu derecede zayıf olmaları seyirciyle ilişki
kurmalarında büyük bir sorun oluşturmayabilir; ağızlarını açmaları ve sözcükleri çıkarmaları
iletişimin kurulması için yeterlidir. Dansçı ise iletişim kurmak için hareketlerinde dikkatli olmalı,
dramatik ve teknik provalarını tamamlamalı, sinirlerini kontrol edebilmeli, yorumu için "havasına"
girmeli ve inançlı olmalıdır. Bu bir tür mücadeledir; dansçı bu uğraşısında başarılı
olamazsa O'na yardımcı olabilecek pek başka bir olanağı yoktur.
Açık
bir gerçektir ki, dansçının dans etme yeteneği O'nun en önemli gereksinimlerinden birisidir. Bununla beraber,
salt dans olayında, genellikle amaçladığımız bacakların ve ayakların kontrollü kullanımı
yeterli değildir. Dansçının vücudu karmaşık bir enstrümandır ve bu "enstrüman" koreografın
gerekli gördüğü veya istediği fonksiyonları yerine getirebilecek kapasitede olmalıdır. Bacaklar ve
ayaklar, balenin koreografınca düzenlenmiş adımların uygulanması için dansçıya olanak vermeli;
vücudun geri kalan kısımları ise eserin dramatik içeriğini ifade edebilecek kapasitede olmalı ve
balenin detaydaki nüanslarını üretebilmelidir. Bunun anlamı şudur: yüz, boyun, omuzlar, sırt, gövde,
kollar, eller; her biri bütüne katkıda bulunmalı, yalnızca bacakların ve ayakların mekanik çalışmalarını
desteklemekle yetinen ikinci dereceden yardımcı bileşenler halinde kalmamalıdır.
Dansçının ifade dolu bir yüze sahip olması; güç ayak kompozisyonlarının engellerini aşma yeteneği
kadar önemlidir. Dansçı, bale eserine ve eserde aldığı role uygun olarak, değişik ruhsal konumları,
çizdiği karakteri mübalağa etmeksizin ve izleyicinin "beklediğinden daha çoğunu" vermeksizin
seyirciye aktarabilmelidir. Şunu unutmamak iyi olur: Aşırı dramatize edilmiş bir yüz, hiç ifadesiz
hatlardan daha olumsuz etkiler bırakır. Böyle davranan bir dansçı, işini zora koşmakta; vücudunun
tamamını ve dansını kullanarak "drama"ya katkısını artırmak yerine, rolünün
tamamını yalnızca yüzü aracılığıyla sergilemeye çalışmaktadır.
İyi bir dansçının nelere sahip olması gerektiği açıkça bellidir. Gene de en azından bunları
belirtmek yararlı olacaktır. Özetleyecek olursak: 1. Güzellik,
2. Kişilik, 3. Mekanik yetenek, 4. Teknik,
5. Müzikalite, 6. Dramatik yetenek, 7. Karakter.
Her büyük balerinin O'nu güzel bulan bir hayranlar grubu vardır. Yaşamda olduğu gibi, balede de güzellik gözlemcinin
nazarında önemlidir. "Alelade bir balerin" veya daha dramatik bir şekilde "çirkin bir balerin"
var olabileceğini düşünmek imkansız gibidir. Bir dansçıda gördüğümüz güzelliği tanımlayamıyoruz;
ancak onu algılıyoruz.
"Bir balerin kadar zarif" deyişinin hak edilmiş
bir anlam taşıdığı açıktır. Aslında, bunu düzeltecek olursak, "dans eden bir balerin
kadar zarif" dememiz gerekirdi. Çünkü o, öğrenmek için kendini okul yıllarında fazlasıyla adamış
olduğu bale sanatını sahnede uygularken, tam anlamıyla zariftir. Fakat, bunda bile doğruların
bir yanlış kavranması olayını tesbit etmek mümkündür. Örnek olarak, ortalama bir balerin, gözle görülebilir
hafiflik ve hassaslıktaki el hareketlerine rağmen, gerçekte yürüyüş tarzında tamamen hantaldır. "Balerin
paytaklığı" deyimi bu yürüyüş tarzını çok güzel açıklar ve özellikle de izleyiciden
uzakta hareket ederken dikkate değer... Gerçekten de, dansçı biraz da badi badi yürüyen bir penguen'i anımsatır.
Zerafet, hareketlerde güzellik ve kolaylık bir dansçı için çok önemli faktörlerdir. Zerafet çok sayıda uygulama
yapılarak ve azim göstermekle kazanılabilir; fakat dansçının sahip olduğu hareketin güzelliği
ve kolaylığı daha çok doğuştan nitelikler gerektirir.
Bir bale eseri
yüzlerce birbirine bağlı hareket, jest ve pozlardan oluşur. İster durağan, isterse hareketli olsun
bu konumların her biri tüm tesirleriyle ortaya konulmak isteniyorsa, rol güzelliği ile sergilenmelidirler. Bacak
ve kol gibi uzuvların görünümdeki sürekliliği "hat"tı yaratır. İyi bir rol (yani kesiksiz
bir hat) kollar, vücut ve bacaklar yoluyla çizilebilir; kolay elde edilemez ve çok sayıda ortak faktöre dayanır.
Dansçının vücudunun "uyumsuz" bir parçasının rolünü ve bununla birlikte zerafeti nasıl mahvettiğini
görmek zor bir şey değildir. "Sürüklenen veya yavaş hareket eden" bir ayak, "telaşlı"
parmaklar, "kıvrık" bir dirsek, "sarkık ve halsiz" bir bilek, "öne fırlamış"
bir baş, tüm bu olumsuz noktalar eninde sonunda dansçının hareketlerinin güzelliğine ve rolünde başarıya
ulaşmasına engel olacaktır. Hiç şüphesiz çizgi, vücut kütlesi ve görsel uyumun son derece sanatkarca kullanılmasıyla
yaratılan ve güzelliğin kudretli ürünlerini sergileyen heykel sanatının bazı büyük yapıtlarına
çalışan bir dansçı, mutlaka yarar elde edecektir. Genel hatlara kontrast teşkil edecek şekilde kullanılan
bir uzuv, örneğin bükülü bir kol, vücudun geri kalanının güzelliğini vurgulamaya yardımcı olabilir.
Bu nedenle her şey uyumun sınırlılığı ve sürekliliği içinde yer almalı, rol ekstrem
kullanılmamalıdır.
Rol, bazen de fiziksel yapının (doğal
fiziksel yapı veya özel eğitim sonucu kazanılmış yapı) katkısını gerektirir.
Burada şunu hatırlatmak iyi olur: Doğru olmayan bir eğitim, elbette o dansçı eleştirmenlerin
görüşlerini dikkate alıp, hatalarını düzeltmeyi denemedikçe, dansçının rolüne zarar verebilir.
Hatta, en itinalı bir eğitimden sonra bile bir dansçı hala hantal bir tavırla ve çekici olmayan bir pozisyonda
hareket edebilir. Bu kişisel bir karakteristiktir ve üstesinden gelebilmek için zaman ve hayli istekli çalışma
lazımdır.
Doğuştan talihliler arasında yer alan bir dansçı kolların,
vücudun ve bacakların koordinasyonu için öyle bir doğal yeteneğe sahip olabilir ki, Allah vergisi bu durum
yalnızca eğitim ve terbiyeye muhtaçtır; sonucunda dansçı yeteneğini en iyi avantajlarla nasıl
kullanacağını öğrenir. Olumlu nitelikler ve özelliklerin mutlaka rolüne katkıda bulunacağını
unutmamak yerinde olur. Dansçı, doğal ve soylu bir duruşa ve hızlı, virtüoz bir dansçıya göre
daha çok lirik bir dansçının belirtisi sayılan aşırı derecede gelişmiş baldır
adalelerince şekli bozulmamış, hoş, düzgün bacaklara veya şiirsel kollara sahip olabilir. Eğer
dansçı bu niteliklerden herhangi birine doğuştan sahipse, kendisini şanslı sayabilir. Ancak, bu niteliklerin
yanı sıra, kariyerindeki gelişmeyi belirleyecek unsurlar arasında "zeka" ve "kişilik"
de vardIr. "Kafasız sarışın" tipi bir dansçının, en azından mesleğinde başarıya
ulaşmış olanlar arasında yer alması düşünülemez. Pavlova öğrencilerine daima "kafalarıyla(!)"
dans etmelerini söylemiştir. O'na göre teknik kumanda bir dansçının donanımının ne başlangıcı
ne de bitimidir.
Gerçek bir ölçü olarak dansçıda zeka, müzikal görüş ve yaklaşım
açısından aranır. Dansçının "müzikal yapı" ile ilişkisi, tempo tutma yeteneğinin
çok ötesindedir. Bu kapsamdaki bir yaklaşım, son derece mekanik ve harfi harfine bir anlam taşır. Çünkü,
salt müzik eşliğinde mükemmel zamanlanmış bir dans yeterli değildir. Biz baleye, dansa dönüşmüş
hareketler aracılığıyla partiturun bir yorumunu görmek için değil; ya ruhsal doyumumuz ve iç dünyamızı
tatmin etmek, ya balenin öyküsel akışı ya da dans, hareket ve jestlerin varlığıyla eğlenmek
ve düşünmek amacıyla gideriz. Eğer tüm istediğimiz bu dar kapsamlı mekanik yaklaşım olsaydı,
bir konser salonuna gidebilir ve dikkatleri üzerlerine çekmeyi başaran Leonard Bernstein, Colin Davis ve Andre Previn
gibi yönetkenlerce dramatik ve çarpıcı bir şekilde yorumlanan bir sinfonik yaratıyı dinlememiz yeterli
olurdu.
Müzikal bir dansçı tempo tutma yeteneği kadar son derece gelişmiş
bir "karmaşık tartım" anlayışına ve müziğin parlak ve gölgeli konumlarını
da anlama yeteneğine sahip olan dansçıdır. Böylece müzikal cümle, hareketler ve seri halindeki figürlerde yaratıcı
düşünceye ulaşır. Dansçı, tüm bu dinamiklerle hareket ederek ve bunların üzerinde düşünerek,
vuruş üzerinde, vuruş dışında, iki vuruş arasında, gecikerek, çekerek, senkop yaparak veya
hızlanarak sanatını ortaya koyar. Örneğin Margot Fonteyn her zaman hassas müzikal duyuşuyla tanınmıştır;
iç güdüsüyle tam hangi anda sahnenin neresinde olacağını bilirdi. Bu olay partitur üzerindeki notayla ilişkili
ve koreografiye de uygun olurdu. Çok az dansçı böylesine yeteneklidir.
Olağanüstü
müzikal bir diğer dansçı da Alicia Markova idi. 1944 yılında Edwin Denby O'nun hakkında şunları
yazıyordu: "Sylphides'te insan O'nun cümleleyişinin berraklığına gene hayran kalıyor; ince
bir şekilde müzikal cümlenin kendisini itmesine ve kaldırmasına izin veriyor ve sonra zarifçe bir iç tepi ile
uyuma ulaşıyor. Adımlarında en ufak bir ayrıntıyı dahi bulanıklaştırmadan,
coşkunluk ve enerji ile hızlanma veya tam tersine bir gecikme için ayaklarına boyun eğdirebiliyor. Başka
hiçbir dansçı ayak ucu (veya yarIm ayak ucu) üzerinde O'nun yaptığı akışları yapamaz; O'nun
yaptığı kadar tam ve fark edilmez bir şekilde ağırlığını transfer edemez.
Karmaşık ardışıklık ve serilerde, ayağının üst kısmının ve ayak
bileğinin mükemmel elastikiyeti O'na son derece hafif bir adımlama ve hareket gücü verir; fakat keskin tartımsal
algılaması, dans muhayyelesi olağanüstü tekniğinin çoğunu oluşturur."
Bu mükemmel tasvir müzikal bir dansçıdan ne kastettiğimizi ortaya koyuyor. Kendi döneminin en büyük romantik balerinlerinden
biri olan Olga Spessivtseva ise, yukarıdaki örneklerin aksine çok zayıf bir müzikal duyuşa sahip olmasıyla
tanınırdı. Ancak, bu noksanını klasik tekniğinin kudretli yapısının üstünlüğü,
dramatik örgü ve çok yönlülüğü ile gölgelemeyi başarmıştı. Bu arada çok sayıda büyük dansçının
müzikal yapıya sahip olmadığı gerçeğini de hatırlatalım. Örneğin Rus balerin Natalia
Makarova... Eleştirmen Alexander Blandin'in not ettiğine göre "Makarova partneri için sorunlar oluşturacak
derecede, tamamıyla müziğe dayanmak yerine, müziğin içinde ve etrafında hareket eder"miş...
Amerikalı koreograf ve dansçı Paul Taylor, bir zamanlar Ian Woodward'a daha çok müzikalite ile ilgili bazı
şeyler anlatmıştı: "Dans olayını seyretmenin eğlenceli olan yönü, onun müzikle ilişkisidir.
İnsanlar genellikle bunu 'müzikalite' olarak isimlendirirler ki bu kelime her zaman bana şaşırtıcı
gelmiştir. Muhtemel anlamını uzun uzun düşündüm ve hala tam olarak bilemiyorum. Notaları ve cümleyi
aşağı yukarı izlemenin müzikalite olduğunu zannetmiyorum. Bu hareket çizgi filmlerdeki Miki Fare
türünden bir hareket olur."
Balenin garip yönlerinden birisi de virtüozitenin maharet
gerektiren olaylarında üstün olan bir dansçının pek nadir hassas bir müzikaliteye sahip olmasıdır.
Belki de bunun biyolojik, fiziksel ve mental yönlerden tam mantıklı bir açıklaması vardır. Doğal
yetenekli virtüoz bir dansçı bu özelliği sayesinde genellikle seyredilmesi hoş şiirsel hareketler sergiler;
yani salt akrobatik hareketlerden daha öteye ulaşabilmiştir. İzleyiciyi hayrete düşürmek için "havai
fişek" vari bir gösteriyi ağırlıklı olarak ortaya koyan bu dansçı her zaman için ortalama
bir dansçının üzerinde, belli avantajlara sahiptir.
Virtüoz olarak isimlendirilen
bir çok dansçı da son derece teknik zorluktaki adımlarda lirik bir niteliği daima akademik, atletik gösterilere
tercih etmiştir. Rus balesinin birkaç ünlü kadın dansçısı da bu kategoriye girerler ve lirik dansçı
Ninette de Valois'dan kalan popüler bir terimle genellikle "yumuşak dansçı"lardır. Bunları izlemek
göz için bir zevk oluşturur; çünkü her hareketlerinde şiirsel bir ifade sağlarlar ve danslarında sıklıkla
"spontane" görüntüler üretirler.
Konunun yeri gelmişken, Ninette de Valois'nin
"gergin" dansçı terimini de kullandığını söylemeden geçmeyelim. Ancak, bir dansçının
yumuşaklığı veya gerginliğine ilişkin bu tanımlamaları verirken, biri "iyi"
ve diğeri "kötü" olmak üzere iki farklı ve bağımsız sınıflandırma yapmaya
çalışmıyoruz; çünkü ilk aşamada hiç şüphesiz bu tanımlamalar tamamıyla fizikseldir, ikinci
planda mentaldir ve üçüncü olarak ta özel tip bir eğitimin sonucudur. Sınıflandırmalar bir miktar anlamını
kaybetse dahi, genel terimler çerçevesinde belki de şunları bulabiliriz: "Yumuşak" dansçılar
lirik ve narin hareketlerle bezenen şiirsel danslar yaparlar. "Gergin" dansçılar ise dansın gerçek
virtüozlarıdır; öyle yeteneklilerdir ki, fantastik sayıda ve zorlukta adımları mümkün olan en kısa
zaman dilimine yerleştirebilirler.
Eğer dansçı kişilikten yoksunsa, bu
tür niteliklerin hiç birini kullanamaz. Çoğun, hünerli bir virtüoz artist veya tecrübeli bir sanatçı olan uzman
bir dansçı, sahnede hiç güçlük çekmeden veya az bir çabayla "prova edilmiş" adımlarını doğrudan
elde eder. Bununla birlikte bir başka dansçı hiçbir şekilde izleyicisi tarafından "anlaşılmasını"
sağlayamayabilir; sahnede oraya buraya hızla birkaç adım atan, etrafına bakmadan koşan değersiz
bir kimliğe bürünebilir. İşte O'nda noksan olan şey kişiliktir. Matematik ve akrobatik hareketler
iyi bir dansçıyı büyük bir dansçı yapmaz. Heybetli bir "fuouette" serisinin üstesinden geldiği
için aynı dansçıyı büyük bir coşkuyla takdir etmek te mümkündür.
Bununla
beraber kişilik genellikle samimi bir şekilde dansçının özel stil veya tekniğiyle bağlantılı
olursa, dansçının rolü ile gerçekten birleşmesi sonucunu verebilir. Dansçının komediye doğal
bir eğilimi varsa "soubrette" olarak isimlendirebileceğimiz şu rolleri oynayabilir: "Coppelia"
balesinde "Swanilda", "La Fille mal Gardee"de "Lisa" ve "Pineapple Poll" balesine ismini veren
baş rolde...
Klasik stilde, rolünün saflığı ve berraklığı
dansçının bir "klasik dansçı" olarak sınıflandırılabilmesini sağlayabilir.
O zaman bu dansçı şu rollerde avantajlı görülebilir: "Uyuyan Güzel Balesi"nde "Mavi Kuşlar"
(The Blue Birds)'dan biri olarak veya "Prenses Aurora" rolünde; "The Concerto"daki üç balerinden herhangi
biri rolünde, v.b. v.b. ... Burada dansçı dramatik yorumun çarpıcı karakteristiklerini göz önüne sermek için
değil; daha çok klasizmin son derece konsantre formunun bir enstrümanı olarak izleyiciye gösterilir ki dansın
pek özel kullanımıyla O'nun gerçek kişiliği doğrudan doğruya açığa vurulur.
Büyük bir çoğunluğun yer aldığı diğer bir dansçı grubu ise "demi-caractere" dansçıdır.
Bu tür dansçılar klasik tekniği, özel bir karakteri yorumlamak için bir güç olarak kullanırlar. "The Dream"de
"Puck" rolü, "Karnaval"da "Columbine" rolü veya "Daphnis and Chloe"daki baş roller
gibi... Dansçı burada en geniş şekliyle "öyküyü" anlatmaktan sorumludur veya en azından göz önüne
sermekte etkilidir. Teknik üstünlüklerini göstermek amacıyla her zaman kısa bir tutu giyen klasik dansçının
tersine, "demi-caractere" dansçısı oynadığı role ve bale eserine bağlı olarak
her tür kostümü giyer.
Son olarak "karakter" dansçısını ele alacağız.
Bu gösterişli ismine rağmen, bu tür bir dansçı herhangi bir dans hareketini güçlükle yerine getirir; "karakter"
dansçıları genellikle o dans topluluğunun yaşlıca üyeleridir. Esas olarak rollerini el hareketleri,
jestler ve klasik mimle ifade ederler. Bu kavramda şu roller örnek olarak verilebilir: "Sinderella"da "Çirkin
Kızkardeşler/Ugly Sisters", "Kuğu Gölü"nde "von Rothbart", "Ateş Kuşu"nda "Kostchei"
ve "Don Kişot"ta "La Mancha"nın zayıf ve yaşlı delisi. Karakter dansçısı
aynı zamanda belirli bir ülkenin ulusal danslarını da icra edebilir, öyle ki otantik folk danslarının
temeli üzerine kurulan "Prens Igor" ve "Raymonda"daki danslarda olduğu gibi sadece orijinallerinin
taklidi kabilinden danslarda da yer alabilir. "Fındıkkıran"daki "Çin Dansı" da bunlara
bir diğer örnektir. Tamamıyla mimden oluşan sahneleri olan baleler de vardır: "The Rake's Progress"
ve "The Green Table" gibi...
Eğer dansçılara özel yetenek veya eğilimlerine
göre sınıflandırma uyguluyorsak, en azından buna hak verilmesi gerekir; çünkü tüm dansçılar bu kategorilerin
en az birine veya bir bölümüne dahildirler. Örneğin bir "soubrette", "demi-caractere" rollerinin de aynı
derecede üstesinden gelebilir. Öyle dansçılar vardır ki bu dört stilde de görevlerini eksiksiz yerine getirebilirler.
Merle Park, Ann Jenner ve Margot Miklosy gibi isimler klasik, demi-caractere ve soubrette rollerinde tam anlamıyla başarı
göstermişlerdir. Bu arada bir çok dansçı da klasik, demi-caractere ve karakter rollerinde üstündürler; Maina Gielgud
ve Svetlana Beriosova gibi... Margot Fonteyn de bu çeşitli stillere tam bir serbestlikle adapte olabiliyordu.
Şu halde son söz olarak: Dansçı sınırsız stillerin, yaradılışların, yeterliliklerin
ve elbette bazı limitlerin bir enstrümanıdır ve erkek veya kadın dans yolu ile izleyiciye balenin gerçek
özünü iletir.
___________________________________________________________________
Bu
sayfada okumuş olduğunuz yazı, "Sanat-Koop" tarafından yayınlanan "Ortaklaşa"
isimli derginin
Ekim-Kasım 1982 tarihli 5. sayısının
24-25-26 ve 27 numaralı sayfalarında yayınlanmıştır.
__________________________________________________________________
|
 |
|
|
 |
|
|
 |
|
|
|
|
|
|