|
|
 |
|
LABANOTASYON "Uyuyan
Güzel Balesi"nde "Lilac Fairy" (Leylak Perisi) başkamasının açılış ölçüleri. Alttan yukarıya
okunmalıdır. ___________________________________________________________________
LABANOTASYON Burada,
hareket simgelerinin basit bir tanımlaması ile birlikte, hareket kaydı için kullanılan "Labanotasyon Sistemi"nin
örneklerini görüyorsunuz. Bir sembol; konumuyla, vücudun hareketi yerine getiren kısmını; şekliyle, hareketin
yönünü; ayırtısıyla, hattı ve uzunluğuyla, hareketin süresini belirler. Eğer bu şekli,
masa üzerinde önünüze koyacak olursanız, ileri simgesi sizin ilerinizdeki yönü işaret edecektir. Geri simgesi ise,
sizin gerinizi belirtecektir. Bu sayede, grafik olarak ifade edilen yön simgelerinin istenen hareketin yönünü açıkça
belirlediği görülecektir. Labanotasyon dizeği temel olarak üç dikey hattan oluşmaktadır. Merkezi hat,
aynen bel kemiği gibi, vücudun sağ tarafını sol tarafından ayırır. Her kolon, vücudun bir
kısmını temsil eder ve o kolonda yer alan hareket simgesi, vücudun o kısmının ne yaptığını
açıklar. En son örnek 3/4'lük iki ölçünün sınırlarını çizmektedir.
Yukarısında ise iki vals adımının
örneği yer almaktadır. ____________________________________________________________________
Kırın Yazarı ve
Kırın Yazısı
|
 |
III. Bölüm
Kırın Yazarı ve Kırın
Yazısı
Bilindiği gibi, balenin birincil görevi ya
bir öykü anlatmak, bir bakış açısını ortaya koymak ya da bir duyguyu veya ruhsal durumu ifade etmektir.
Bu faktörlerden bir kaçının veya tamamının bir bileşimi de söz konusu olabilir. Geleneksel bir bale yaratısında
öykü, belirlenmiş sonuna doğru gelişirken bir noktada balenin dramatik gelişimine (developman)
hiç bir şekilde katkısı olmayan bir veya bir dizi kırın tarafından geciktirilebilir. "Coppelia"
ve "Fındıkkıran" ile "Uyuyan Güzel"in son sahneleri de bu tür "divertisman" veya
"diversiyon"ları içermektedir.
Modern kırın yazısının
babası Fokine'in yirminci yüzyıl başlarında ortaya çıkışıyla birlikte, balede konu
giderek önem kazandı. "Petruşka", "Şehrazad" ve "Ateş Kuşu"nda divertisman yer
almamaktadır. Bir Fokine balesinde kırın montajı senaryodan ayrı ele alınamaz.
"Glen Tetley" gibi daha çağdaş bir kırın yazarının yarattığı bir balede
-özellikle "Tristan" ve "Field Figures"de- hareket dili, gerisinde kişisel heyecan ve duyarlılık
tabakalarının yayıldığı bir ayine benzer: Bu, "Petipa ve Kuğu Gölü"nden çok farklı
bir dildir.
Petipa, Fokine ve Tetley, bale'de son bir yüzyılda üç kesin evreyi simgelerler
ve tüm kırın yazarların birer temsilcisidirler. Kırın sanatçıları ve ertikten kişiler
dışında, kırın yazarının tam görevi hakkında şaşırtıcı
bir düşünsel karmaşa hüküm sürmektedir. İnsanlar bale yaratılarında çoğu kırının
doğaçlama olduğunu ve kırıncıların doğaçlama hareketler yaptıklarını düşünürler.
Her ne kadar bazı çok modern kırın çalışmalarında bu tür doğaçlama kesitler varsa
da, -zamanın veya küğün iki noktası arasında böyle bir doğaçlama ögeye izin verilmiştir
ve hatta teşvik edilmiştir- o kadar ender yer alır ki bizi konumuzda çok fazla ilgilendirmemektedir. Balelerin
büyük bir çoğunluğunda, adımların sırası ve hareketlerin ardıllığı genellikle
dikkatle hesaplanır ve önceden çalışılır. Kırın yazımı çok kesin bir sanattır.
İngiliz bale eleştirmeni A. V. Coton bir yazısında bunu şöyle açıklıyor: "Kırın
yazımı, tensel ve entellektüel açıdan doyurucu bir gösteri olan kırın ve mimik sanatının
düzenlenmiş bir modeli veya yapısıdır; bir öyküyü aktarmak için, yaşamın bir evresini yorumlamak
amacıyla veya sadece hareketin bir gösterisini sunmak üzere -ki bu balenin en yüksek biçimidir- orkestranın zaman
bölümlenmesiyle bağıntılı bir zaman ölçeği üzerinde düzenlenen ve kadın veya erkek sahne üzerindeki
her kişi tarafından her an kullanılan hareketlerin ve jestlerin eylemsel ardıllığıdır."
Kırın yazımı sanatı hakkında çok anlamlı olan bu tanımlama, "Coton"un "A
Prejudice for Ballet/Bale için Bir Önyargı" (1938) isimli ünlü betiğinden alınmıştır.
''Koreografi'' kelimesi iki Yunanca sözcüğün bir bileşkesidir: "Khoros", kırın
anlamına gelir ve "graphia" da yazı yazmak demektir. Bu nedenle koreografi gerçek karşılığıyla
bir kırının veya kırın dizisinin yazılması, yani kaydedilmesidir. Koreograf ise dansların
yazarıdır, yaratıcısıdır; hareketin heykeltraşıdır. O'nun sanatının
özü kırıncının vücududur. Koreograf, heykeltraşın çamurda yaptığı çalışmanın
tamamen aynısını kırıncının vücudunda yapar. Bir hareketi şu veya bu şekilde
denedikten sonra, eğer sonuçtan tatmin olmazsa, o fikri kafasından atar ve yeni bir deneme yapar.
Kırıncı, haftalar boyu (ve bazan da aylarca) kırın yazarının yaratıcı
denemelerine itaat eder. Ortaya konacak yeni balede O'nun kişiliği kadar yorumlama yeteneği de doğrudan
doğruya yöntemi etkiler. Tüm kusurları ve sınırlılıkları kadar meziyetleri de yaratıcı
eylem sürecinde kendilerini açığa vurur. Böylece, kısa zamanda, kırın yazarının bale hakkındaki
nihai düşüncelerine de tesir eder. Bunun nedeni kırıncının tam bir enstrüman olmayışıdır.
O, aynı zamanda bir insandır ve sonuçta hiç biri de tam anlamıyla mükemmel değildir. Bu canlı, çok
yönlü enstrüman yeni bir bale üzerinde çalışmaya başlayan kırın yazarına sunulur; seçimi kırın
yazarı yapar.
Kırınlar ve doğrusu tüm baleler, benzetlemenin daha
az canlı bir yöntemiyle elde edilir. Kırında yaratıcılığın ciddiye alınabilecek
başka bir yöntemini henüz hiç kimse geliştiremedi. Şarkıcı veya oyuncunun tersine kırıncıya,
provalarına başlamasından önce öğrenmesi için bir metin veya partitur verilemez. Tüm yapabileceği
kırın yazarınca ondan istenen her buyruğu ve yönlendirmeyi yeteneğinin en yüksek verimiyle
yerine getirmesi ve kopya etmesidir.
Gelin, şimdi kendimizi bir prova stüdyosunda var
sayalım: göz alabildiğine geniş ve yüksek tavanlı olan odanın her duvarı boydan boya ayna ile
kaplıdır. Yeni sahneye konacak bale yaratısı için kırın yazarınca seçilen kırıncılar
burada toplu halde çalışırlar. Kırın yazarı belirli bir hareket veya adımı, bu figürlerin
o kırın veya baleyle bağıntısını belirterek açıklar. Buradan yola çıkarak,
verilen bilgiler üzerinde kırıncı ayrıntılara girer ve kırın yazarının görmekten
hoşlanacağını düşündüğü şekilde bir yorum yapar. Adımı, kendisinin "en
iyi" olduğunu sandığı şekilde yerine getirir. Bu arada düzeltmeler veya ek adımlar için
öneriler ortaya konmakta veya tamamıyla yeni bir yaklaşım yapılmaktadır. Eğer kırın
yazarı uygun bulursa, kırıncının o adımla ilgili düşüncesi sonuçta baleye dahil edilir.
Özellikle balede sonucu etkiliyorsa, kırıncı ve kırın yazarı arasındaki ilişki çok
yakındır ve her birinin sonuca katkısı çoğu kez birbirinden ayırt edilemez. Diğer taraftan,
bazı kırın yazarları bir balenin yaratılışı sırasında bir kırıncının
yapmasını veya yapmamasını istedikleri şeyler konusunda çok kuralcıdırlar ve bazı
zamanlar son derece katıdırlar.
Antony Tudor, bale'nin büyülü dünyasına
gerçek karakterleri gerçek sorunları ile takdim etmeye cüret etmiş bir kişi olarak, yeni bir kırında
ne istediğine oranla ne istemediğini daha fazla bilen kırın yazarları kategorisine girer. O; ağır,
ancak dikkatli bir çalıştırıcıdır ve bir perfeksiyonisttir. Her şeyin mükemmel olmasını
aşırı derecede isteyen bir kişi olarak acemice bir iş göreceğine, o baleyi daha elbise provası
sırasında bırakmayı tercih eder. Bir zamanlar "Genellikle bir heykeltraş gibi bale yaratırım"
diye açıklamıştı, "dışarı attıklarım içine koyduklarımdan fazladır.
Hemen hemen provalara başlayana dek ne yapacağımı bilemem ki bu kırıncıları çılgına
çevirir. Fakat, çalışmalara başladığımda ne istemediğimi bilirim."
Bir kırın yazarı, provalar esnasında genellikle neyin ifade edilmesinden hoşlanacağını
belirten çok kabataslak bir açıklama yapar ve sonra kırıncıdan, vücudundan doğal bir şekilde
akan mimik, jest ve adımları kullanması yoluyla bunu denemesini ve seçeceği herhangi bir yoldan yorumlamasını
ister. Hatta, eğer balerinin hareketleri sonuçta kırın yazarınca kullanılmazsa en azından işe
yarayacak bir "başlangıç noktası" şart koşulur. Bundan doğabilecek bir fikir kıvılcımı
genişletilerek güzel ve olumlu şeylere dönüşebilir. Bu yöntemi benimseyen kırın yazarlarının
sayısı şaşırtıcıdır ve şüphesiz kırıncılar arasında
daha çok ilgi toplar; çünkü bu yöntemde kırıncılar kırın yazarıyla hemen hemen eş değer
ilişkiler içindedir. Yorumlayıcı olarak karşılaştırıldıklarında yaratıcı
olmakta ve işbirliği yapmaktadırlar.
Altı çok farklı kırın
yazarı -üçü Amerika'lı (Eliot Feld, Paul Taylor, Lar Lubovitch) ve üçü İngiliz (Jack Carter, Peter
Darrell, Kenneth MacMillan)- nasıl yeni bir bale yaratmaya hazırlandıklarını şöyle açıklıyorlar:
Eliot Feld: "Kırıncılarla prova odasına gitmeye kalkışmazdan önce balenin
elle tutulabilir fikri aklımda tamamlanmıştır. En azından şimdiye kadar bu böyle olmuştur.
Fakat, provaya gitmezden önce adımları zihnimde canlandırmam. Bununla beraber, bazı zamanlar provadan
önceki ilk gün, bir veya iki adım hazırlarım ki, bütün baskı üzerimdeyken açıkta kalmayayım.
Bundan sonra yaratıcılığın yükünü ve sorumluluğunu daha eşit bir şekilde bölüşürüz."
Paul Taylor: "Provalara başlama olasılığımdan daha önce bir fikir için beklemek
zorunda kalsaydım, hiç bir zaman başarıya ulaşamazdım. Fikirsel hazırlık yönünde çok bir
şey yapmam. Yalnızca kırıncılarla stüdyoya gider ve onlardan bir şeyler yapmalarını
rica ederim ki bu, en azından kırıncıları benim 'bir fikrim olduğunu' düşünmeye yöneltir.
Benim fikirlerim her nasılsa, ne istediğime gelişim içinde karar vermekten çok, tam çalışma süreci
içinde oluşur. Kırıncıların yapmaları gerekeni tasarımlamaktan çok, kırıncıların
rehberlik yaptığı, her öneriye açık bir zihnin gerekliliğine inanırım. Her ne kadar onlar
oyuncak veya alet değillerse de bana hamur gibi gelirler. Bireyler düzeyinde onlara son derece vakıfım ve 'servisi'
onlar için üzerime alırım. Çalışma esnasında huysuz ve inatçıyımdır; provalarda bir
çok değişiklik talep eder ve hatırlama gücü isterim. Her bale, zaman içinde denediğimiz ve ıskartaya
çıkardığımız tüm mümkün fikirler ve permütasyonlarla, bir yirminci bale gibidir."
Lar Lubovitch: "Genellikle stüdyoya gitmezden önce defalarca küğü dinlerim ve çoğu kez
evimde kendim kırınırım. Kendimi tam anlamıyla doğaçlamaya terk eder, o anda bana doğru
gelen her şeyi yaparım. Bu fikirlerin neler olduğunu asla bilemem. Hatta bu fikirler hakkında düşünmem
bile... Küğle bağıntılı olarak kendimi değişime bırakırım. Stüdyoya gittiğimde
hiç bir şey hazırlamamışımdır, ancak istisnasız yaptıklarım bir çok gereksinimimi
karşılar, beni destekler. Kırıncıları kırını yazan kişinin üzerinde düşünmek
isterim; onlara hürriyet vermeyi severim ki bu kırını gerçek bir noktaya ulaştırır ve kırın
yazarının yönünü büyük miktarda değiştirir."
Jack Carter:
"Ben kırın yazımın biçiminin küğün biçiminden geldiğine dair kendimi en baştan
sınırlarım. Bir baleye başlamazdan önce kendi üzerimde çalışmayı severim. Hollanda'da "Witch
Boy"u çalıştığımız günleri hatırlıyorum. Kendimi sabah saat dokuzdan gece yarısına
dek stüdyoya kapatıyordum. Şunu söylemeliyim: Büyük bir gösterişle yola koyuluyorsunuz, elinizden geleni yapıyor
ve "sevimli, sevimli" diye düşünüyorsunuz ve her şey birdenbire manen ve maddeten paramparça oluyor. Her balede
bu aşağı yukarı böyledir. Her şey yanlış gidiyor ve siz bakakalıyorsunuz. 'Nasıl
yapabildim? Nasıl sorumlu olabilirim bu döküntünün dehşet verici yükünden?...' Tüm gün bunları düşünerek
başımı duvarlara vururken sonra hiç beklenmedik bir şekilde her şey yeniden toparlanıyordu.
Ben daima baştan sona karmaşık, sarsıntı doğuran ve kendinden kuşkulandıran bu yoldan
giderim."
Peter Darrell: "Ben kukla bir kırın yazarı
değilim. Küçük çöpten adamlar yönetmiyorum ve balelerimi gelişim sürecinde beyaz bir kağıt üzerinde çalışmıyorum.
Kırıncıları stüdyoda çevreme alana dek adımlar üzerinde çalışamam. Benim çalışma
şeklim daha çok kırıncılara dayanır. Provalara her şeyi not ederek gidenlerden şüphelenirim.
Bu, rahat hareket etmeye olanak bırakmaz. Ve bana 'hiçbir şey vermeyen, hiçbir katkıda bulunmayan' kırıncılarla
çalışmaktan nefret etmişimdir. Bu kuklalarla çalışmaya benzer."
Kenneth MacMillan: "Çok söylemişimdir, kırıncıların işbirliği yapmaları
gerektiğini hissederim. Kırıncılar tam bir çamur öbeği halinde olmamalılar; onların baleye
katkılarının hemen hemen bir ressam, küğcü veya kırın yazarı kadar önemli olduğunu
düşünürüm. Gerçekte, baleye başlarken açıklama yapmamaktan hoşlanırım ve kırıncıların
hareketi hissetmeleri, algılamaları için rahat bırakırım. Sonra, niçin bunları böyle yaptıkları
konusunda, yarı yolda çok geniş detaylara girerim."
Diğer bir deyişle,
kırıncılar ilk olarak hareketi yapmalılar ve bu hareketten netice olarak bale inşa edilmeli ve geliştirilmeli...
Ancak eylemsel süreçte, yukarıdaki kırın yazarlarının bazılarının açıkladığı
gibi, hareketlerin çoğu seçilerek atılacak ve yerlerine yeni adımlar konulacaktır. Belki de ertesi gün
yirmidört saat önce yaratılan her şey bir kez daha atılacak ve tümüyle farklı fikirlerle yer değiştirecektir.
Şimdiye dek balenin ölümsüz yaratıları, birbirinden bağımsız parçaların bu tür inşa
yolu ile, tabaka tabaka eklenmesiyle evrim geçirdi.
Bale, küğ gibi yaratıcı,
iyi planlanmış ve simgesel bir sanat dalıdır. O, gerçekliğin doğası kadar realist değildir;
biçimin gerisindeki fikirleri resmeder. Baleden, gerçek yaşamın harfiyen bir betimlemesini vermesini bekleyemezsiniz;
bununla beraber gerçekle bağları da olmalıdır. Bu bağlar olmadan o, tamamen renksiz, sönük ve cansız
kalacaktır. Bu yüzyılın başlarında kırın dünyası, prensesleriyle, perileriyle
ve sihirbazlarıyla, çevresindeki yaşamın düzensiz ve kuralsız durumundan sert darbeler yedi. Halk ona,
etki ve gücünü kaybetmiş gözüyle bakmaya başladı. Zaman, gözü dönmüş ve öfkeli yeniliğin zamanıydı.
Bilinen biçimler, tam anlamıyla eğlence için, çocukların oyuncakları gibi, paramparça oldu. Bu nedenle
son birkaç on yılda, kırın daha az dekoratif ve sevimli, fakat daha fazla canlı duruma dönüştü.
Çünkü bu, insanların talebiydi. Daha da önemlisi bu, genç ve gözü ileride kırın yazarlarının da bir
isteğiydi. Kırın yazarı ve nihayet bağdar, desinatör ve kırıncı "biçemi"
oluştururlar.
Kırın yazarı denge, karşıtlık, rol ve bağda
için bir ressamın gözüne sahip olmalıdır. Sahnede çok sayıda kırıncı varken çok sayıda
olay ya aynı zamanda olmakta veya karşıt yazım oluşturmaktadır. Kırım yazarı,
izleyici tarafından değerlendirilecek olan görüntü etkisini göz önünde tutmalıdır. Bir noktada, kadın
kırıncı ve eşlikçisinin bir "pas de deux"sü olabilir, sonradan üç veya dört, her biri
aynı zamanda ve bir arada kendi kırınlarını yerine getiren çiftlerle birleşebilirler. Toplulukla
birleşerek bir "ensemble" anlayışına ulaşabilirler ve tekrar birçok gruba ayrılarak
kontrapuntik kırın tarzına yönelebilirler. Bu tür tasavvur edilebilir karmaşık sorunlar bir kırında
kırın yazarını kuşatmaktadır.
Zamana karşı durabilen
usta ve mükemmel kırın yazımı üç önemli faktörü içerir: hoşa giden görsel bir güzellik, uyarıcı
rolü olan duygulu bir içerik ve bir izleyici topluluğunu büyüleme yeteneği. İlk iki maddeye ulaşabilmek
yeterince zordur, ancak ortalama bir kırıncı ve kırın yazarının yeteneklerinin çok ötesinde
değildir. Ayrıca, bu yönde sürekli olarak üstün olmak ta farklı bir meseledir. Her nasılsa, bir izleyici
topluluğunu tutabilmek daha rizikolu ve istikrarsızdır. Ayrıca tümüyle iki yan faktörün desteği gerekir:
Birinci planda kırın yazısının kalitesi ve ikinci olarak kırıncıların onu
nasıl yorumladıkları... Bu ikisi şüphesiz birbirleriyle alakalıdırlar, fakat eğer
o kırının doğası kırıncılara onu yorumlamak için çekici gelmeyen bir biçemi içermekte
ise, bu sempati noksanlığı sonuçta izleyici ilgisiyle bağlantı kuracaktır.
Bu nedenle, doğrudan doğruya ve etkili bir şekilde izleyiciyle bağ kurmak, kırın yazarına
öncelikle gereken önemli bir yetenektir. Drama (öykü)'yı, onun kırın ve mimik bütünlüğünün
sınırlandırılmış çerçevesi içinde yaratıcı ve planlayıcı güçte olması
yalnızca makul olmakla kalmaz; aynı zamanda görüntüsel açıdan da etkilidir. Bu kolay değildir; çünkü kırın
yazarı oyun yazarından, bağdardan ve sanatçıdan farklı olarak sanatının dört başı
mamur bir ustası değildir, olamaz da...
Yeni bir bale yaratmaya karar veren bir
koreografın göz önüne alması gereken birçok şey vardır; çok sayıda büyük balenin varlığı
ve hatta bazılarının şaheser olarak nitelendirilmesi düşündürücüdür. Şüphe yok ki, Marie Rambert'in
ne zaman bir bale eserini uygulamaya koydursa aşağıdaki soruları sırayla kendisine sormasının
nedeni de budur:
1. Konu nedir? 2. Hangi üslup kullanılacak?
Bazı hareketlerin gösterilmesi... 3. Hangi müzik, nasıl kullanılacak?
4. Ne kadar elemana gereksinim var? 5. Hangi desinatör kullanılacak?
6. Hangi dansçılara görev verilecek?
Dikkat ederseniz, balenin kadrosu hakkındaki
soru listesinin altında, hareket örnekleri ve stil üzerine verilecek bir karar hemen hemen tüm diğer düşüncelerin
üzerinde yer almaktadır. Eğer Mme Rambert gösterime sunulan adımların örnekleriyle tatmin olmasaydı,
tartışmalar kesilecek ve tasarım ıskartaya çıkacaktı. Frederick Ashton, Andree Howard, Antony
Tudor, hiçbiri Mme Rambert'in yönetim ve kararlarından, yargısından kaçamadı; hepsi de örnekler sunmak
ve biçemi sergilemek zorundaydı. ''Marie Rambert Tiyatrosu"nu ve olanaklarını yalnızca dans
materyalinin hizmetine sundu; isimlerin O'nun için hiç bir anlamı ve önemi yoktu.
Kırın
yazarı, kırıncılara kendi fikirlerini aktaran kişi olarak tamamıyla izleyicilerin insaf ve lütfuna
kalmış kişidir. Oyun yazarının elinde metin vardır, bağdarın elinde partitur bulunur,
ressamın tablosu mevcuttur; kırın yazarının ise hiçbir şeyi yoktur. Yazar, bağdar ve ressamın
kendi ilhamlarını kaydedebilecekleri araçlara hükmetmek gibi bir avantajları vardır. Oysa kırın
yazarı son zamanlara dek böyle bir olanağa sahip değildi. Bu nedenle kırın yazarı, yaratma ve
yorum düzlemleri arasında yer almaktadır.
Bununla beraber bu durum kırın
yazarının kendi balelerini kaydetmek için deneme yapmadığı anlamına gelmez. Kırın
yazarları bu konuda devamlı gelişme kaydetmeye çalışmışlardır. 1463 yılında
Pesaro'lu Guglielmo Ebreo'nun bazı kısa kırınları (basse danses) harfler ve süslü semboller
kullanarak kaydetmesinden bu yana, insanlar basit ve güvenilir bir kırın notasyonu yöntemi için sürekli araştırmalar
yaptılar. Bu notasyonların bir çoğu yalnızca yazan kişilerce kullanılabiliyordu, herhangi bir
başka kişi tarafından kesinlikle anlaşılamazdı. 1588 yılında yayınlanan Thoinot
Arbeau'nun "Toplumsal Danslar" el kitabından (Orchesographie) onbeşinci ve onaltıncı
yüzyıllarda mevcudiyet gösteren kırınlar hakkında fikir sahibi oluyoruz. Daha ileri çalışmalar
Beauchamp, Raol Feuillet (1701 yılında basılan kitabı "Choreographie ou l'Art de Decrire la Danse"
"kıvrımlı-çizgi" notasyon tipini içermektedir ki bu hemen hemen stenografiyi andırır), Carlo
Blasis, August Bournonville, Arthur Saint-Leon, Georges Poli, Antonio Cluesa ve Pierre Conte tarafından yapıldı.
En başarılı yöntemlerin üçü Rus Vladimir Stepanoff, Macar Rudolf von Laban ve İngiliz karı-koca Rudolf
ve Joan Benesh tarafından icat edilmiş sistemlerdir. İlk adı geçen yöntemle Nicholas Sergueeff, "Royal
Ballet"e (sonraları "Sadler's Wells Ballet") birçok Rus klasiğini sunma olanağını elde
etmişti. Kırın notasyonu bürosunda Ann Hutchinson tarafından popülarize edilen "Laban Sistemi"
1928 yılında yaratıldı, Amerika'da çok uzun yıllar kullanıldı. 1953 yılından
bu yana "Labanotasyon" olarak isimlendirilen bu sistem sayesinde birçok "Broadway" gösterisi, Balanchine
ve Doris Humphrey çalışmaları, klasıl ve modern eserler kayda geçirildi. Bu yöntem kullanılarak,
Humphrey'nin "Shakes" ve "Partita"sı 1975 yılında "Wels Dans Tiyatrosu" için canlandırıldı.
"Benesh Sistemi" 1955 yılında İngiltere'de telif hakkını aldı; bu sistem geleneksel
beş çizgili küğ dizeğini kullanır. Her dizek bir kırıncıya veya kırıncılar
grubuna ayrılmıştır. Ashton, de Valois, Cranko veya MacMillan'ın balelerinin dünyanın dört bir
yanındaki uygulamalarında "Benesh Partituru"nun yardımıyla başarıya ulaşıldı.
Birçok topluluk kendi balelerini kaydetmek için bu sistemi kullanır; bunlar arasında "Royal Ballet", "Türk Devlet
Balesi", "Avustralya Balesi", "Stuttgart Balesi", "İskoç Balesi", "The Ballet Rambert" ve "Münih Balesi"
de vardır.
"Benesh Hareket Notasyonu", 1965 yılında kurulan "Londra
Koreoloji Enstitüsü"nde öğretilir. "Benesh Hareket Notasyonu" sayesinde koreoloji, hareketin bilimsel ve
estetik çalışması olarak tanımlandı. Enstitüde klasıl bale, modern kırın, Hint klasik
dansı, tarihi kırınlar, folklor dansları, karakter dansı, mim, drama, pas de deux ve grup çalışması
birimlerini kapsayan sınıflar mevcuttur. Bu konuların her biri, teori sınıflarının yerini
tutan teknik sınıfların eşlik etmesiyle bütünleyici bir yoldan öğretilir; öğrenciler icra ettiklerini
yazmayı ve çözümlemeyi öğrenirler. Teatrikal dansın tarihi, küğ, sanat, anatomi sınıfları
yanısıra öğreticilik uygulaması da önemli yer tutar. Öğrenciler farklı çalışma yöntemlerini,
bale toplulukları ve kırın grupları içerisinde koreografik çalışmaların kaydını
ve reprodüksiyonunu öğrenerek zamanla mezuniyete hazır hale gelirler.
Araştırma
"koreoloji"nin bağımsız bir şekilde yardım yapabileceği bir diğer önemli alandır
ve devrimci yeni fikirlerin denenmeye başlanmasından bu yana eğitimsel dansa büyük etkisi vardır. "Londra
Koreoloji Enstitüsü" ve "New York Dans Notasyon Bürosu"nun kuruluşu ile, aynen edebiyat, drama ve müzikal
kompozisyonda olduğu gibi, zamanla tüm balelere "telif hakkı" güvencesi verilmesi mümkün olmuştur
ya da olacaktır.
1588'den bu yana hayli yol alındı; Arbeau, "Orchesographie"
isimli eserinde, zamanında şöyle bir not düşmüş: "Çok eski kırın konusunda yalnız
şunu söyleyebilirim ki ya zamanın geçişi veya insanın tembelliği veyahutta bunları tanımanın
zorluğu, ortadan kaybolmaları sonucuna yol açtı. Böylece, sizin onlarla ilgili tasanız kalmadı, modada
dansın bu gibi gelenekleri çok uzun sürmez." Şansa bakınız ki, günümüzde her ne kadar kırın
kayıt yöntemlerinin büyük kısmı çok bir şey ifade etmese de, insanlar kırın kaydı
için kendilerini zorlamışlardır. Hatırlarsanız küğün başarılı bir kayıt
sistemi bulunana dek yüzlerce yıl geçti, yönetkenin partituru bugünkü durumuna erişene dek bir beş yüzyıl
harcandı. Karşılaştıracak olursak, kırın notasyonu daha çocukluk çağındadır.
Zamanla yaratıları kaydetmenin harikulade yöntemlerine sahip oluyoruz; sinematograf film ve video teyp gibi
araçlar, koreograflar ve kırıncılar için eşdeğerli kullanıma sahiptirler.
"Hollanda Kırın Tiyatrosu" video kayıt cihazı, baleleri kaydetmek için bir araç olarak kullanan
ilk kuruluşlardan birisidir. Çok uzun yıllar boyu bu topluluğun yöneticiliğini yapmış olan Hans
van Manen video kayıt cihazının kendisine ne denli yararlı olduğunu şöyle açıklıyor:
"Paha biçilmez bir araç" diyor Manen, "hele bir baleyi yaratırken... Siz bir kesit yapar; sonra onu video
kayıt cihazı aracılığı ile tekrar izleme olanağı bulursunuz. Kırıncılardan
aynı şeyi tekrarlamalarını istemeden ne yaptığınızı tam anlamıyla görürsünüz."
Topluluk, aynı zamanda video kayıt cihazını kırın yazımının bir biçimi
olarak ta kullanıyor, ancak Hans van Manen eğer büyük bir bale söz konusu ise, bunun pek de kolay olmadığını
söylüyor. "Eminim ki," diye devam ediyor Manen: "video kayıt cihazına ek olarak bir sistem tarafından
kaydedilmiş bir partitura sahip olmak daha iyidir. Her nasılsa, hiçbir şekilde kaydedilemeyecek bazı şeyler
de vardır; örneğin bir kırıncının yorumunun kişisel biçemi... İşte, burada film
çok yararlı olabilir. Bu tür kişisel olaylar, film dışında, yazılı notasyona alınamayacak
şeylerdir."
Kırın yazımının bu çeşitli yöntemlerine
karşın, hala mevcut olan bir yöntem daha vardır ki, kırın tarihi boyunca çok sık kullanılmıştır:
"Bellek." Kırın yazarlarının pek az bir bölümü, balelerindeki adımları kesin olarak
hatırlama gücündedir; buna karşın ayrıntılı plan akılda kalabilir. Kırın yazarlarının
yaratılarını yorumlayanlar olarak kırıncıların kendileri bir baleye ilişkin geniş
nüansları hatırlarlar ve eski bir çalışmanın tekrar canlandırılması gerektiğinde
değişmez bir şekilde çağırılırlar. Bu konuda en şaşırtıcı örneklerden
birisi de Rus rejisör Serge Grigorieff'tir. Hakkını teslim etmek gerekirse, çağrı üzerine altmışı
aşkın baleden herhangi birini anında uygulamaya koyabilme yeteneğindedir. Bunun için bellek ve imitasyon,
kırıncıdan kırıncıya, zamanlar boyu balenin geleneğini taşımaktadır. Nesilden
nesile kesinlikle aynı yoldan, yüzlerce yıl boyunca, bu aynı şekilde olagelmiştir.
BENESH KIRIN NOTASYONU
Alışılagelen beş çizgili küğ dizeği insan figürünün ideal matrisini biçimlendirir. Şekil
A'dan görülebileceği gibi, üst çizgi başın üst sınırını belirler, aşağıya
doğru ikinci çizgi omuzların üstünde, üçüncü çizgi belde, dördüncü çizgi dizlerdedir.
En alttaki çizgi tabana karşıt gelir.
Matris ile bağıntılı olarak hareket gösteriminde üç temel simge kullanılmıştır: Yatay
Hat: Vücudun ön tarafı ve vücudun arka planı. Matris'i bir duvar olarak varsayarsak ve bir kırıncı
vücudunu herhangi bir konumda duvara karşı yerleştirirse el ve ayakların duvarla temas ettiği noktaları
işaretleyerek, istenen herhangi bir anda uzaklaşmak ve geri dönüldüğünde derhal aynı konumu tutmak olanaklı
olacaktır. Şekil A'ya tekrar bakarsanız, bunun ne kadar basit bir ilke olduğu hemen anlaşılır.
Şekil A'da yalnızca bir simge kullandık; ancak bir kırıncıyı "arabesque"de gösteren
şekil B'de bu üç temel simge bir aradadır. Bu yeterince kolay anlaşılacak bir durumdur; fakat bir
veya daha fazla vücut parti büküldüğünde ne olacaktır? Yatay hat ve ön taraf sembolleri başka bir çizgiyle
kesiştiğinde ve bir uzuv vücudun gerisinde kıvrıldığında noktanın yerini bir çarpı
(x) işareti alır. Böylece vokabüleri tamamlamak için üç ek simgemiz olur: +, |+ ve x. Bir dansçıyı
"attitude"de gösteren Şekil C'ye bakarsanız bu kesişen simgeleri görürsünüz. Şekil D'de kırıncıyı
"grand jete en avant"ı yerine getirirken gösteren şekilde, hareket çizgileri hareketi temsil eden simgelere iliştirilmiştir.
Bu çizgiler, dikkat edilirse, simgelere yalnızca bitiş konumlarında birleşiktir.
Hareketin yönü böylece saptanabilir. ____________________________________________________________________
BENESH KIRIN NOTASYONU Beş
çizgili küğ dizeği üzerine kırın konumlarının ve hareketlerinin nasıl kaydedilebileceğini
görmüştük.
Bu şekilde ise Benesh sistemini "iş
başında" görüyorsunuz. Bu örnek, "Coppelia"nın
ikinci sahnesindeki "İskoç Kırını"na aittir.
Kırın dizeğine eserin bütünündeki
tüm hareketleri kaydetmenin ve
cümleleme işaretleri ile aksanları
eklemenin nasıl mümkün olduğu bellidir.
"Pianissimo" ve "fortissimo", örneğin, sıra
ile "yumuşak" ve "güçlü"yü ifade eder. ___________________________________________________________________
Bu sayfada okumuş olduğunuz
yazı, "Sanat-Koop" tarafından yayınlanan "Ortaklaşa" isimli derginin
Nisan 1983 tarihli 6. sayısının
24-25-26-27-28-29-30 ve 31 numaralı sayfalarında yayınlanmıştır. ____________________________________________________________
|
 |
|
|
 |
|
|
 |
|
|
|
|
|
|