|
|
 |
 |
|
Müzik ve Hareket
____________________
"Sahne Yayınları"nın
"Bale Dizisi" içerisinde birinci kitap olarak Haziran 1985 tarihinde İzmir'de yayınlanmış
olan "BALE" isimli kitabımın bölümlerini internet üzerinden tekrar okuyuculara sunmak arzusu taşımaktaydım.
Almış olanların bileceği üzere bu kitap dört bölümden oluşmaktadır: "Müzik ve Hareket",
"Mim: Jestlerle Kurulan İletişim", "Sahne Dekoru-Kostümler ve Ressam" ve "Bir Dansçının
Eğitimi"... Tüm bu bölümlerin en geniş okuyucu kitlesine ulaşmasını sağlamayı
hedefleyerek yola çıkmış bulunuyorum.
Bu kitabın yayınlanmasını
sağlayan değerli dostum, kıymetli müzikbilimci Muzaffer Saraç'a en içten teşekkürlerimi sunmayı bir
borç biliyorum. İzleyen satırlarda -çevirmen olarak- önsözüm yer almaktadır.
Konuyla ilgilenen tüm sanatseverlere...
Tuğrul Göğüş _____________________________________________________
Çevirmenin Önsözü
Ian Woodward'un "Ballet" adlı kitabından çevirisini yapmış olduğum birkaç bölümü
kitap haline getirmek, fikir olarak uzun zamandır aklımdaydı. Ancak, ülkemizde yayıncılığın
çok satan kitaplar üzerinde yoğunlaşmış olması, böylesine ilgi alanı az olan bir çeviri kitap
için olumsuz bir faktör oluşturmaktaydı. Güzel Sanatlarla, özellikle müzik ve bale gibi soyut konularla ilgilenen
insanların sayıca yetersiz olduğu hepimizce bilinen bir gerçektir.
Konuyla
ilgili görüşlerini almış olduğum Sayın Suna Şenel'in teşvikini burada anmayı bir borç
biliyorum. Gerçekten de, ülkemizde bu tür konularla uğraşan kişiler kendilerine ilgi gösterilmesine susamış
bir durumdalar. Arzulanan, çoksesli müzik alanındaki tüm kurumların ve bu kurumların yöneticilerinin bu çabalara
arka çıkmalarıdır.
Yukarıda sayılan bölüm başlıkları
altında toplanan bilgiler profesyonel bale sanatçılarına, halen öğrenci olan genç dansçılara ve baleseverlere
genel bir çatı altında seslenmeyi hedeflemiştir. Bu tip bilgileri özümseyerek bale olayına yaklaşacak
izleyici, bilgi düzeyini artırmış olacağı için daha fazla zevk alacak, daha bilinçli seyredecektir.
Bale sanatına hayranlık duyan bir müzikçi olarak bu çevirinin yararlı olacağına
inanıyorum.
Tuğrul Göğüş İzmir Devlet Senfoni Orkestrası Sanatçısı / Haziran 1985 _________________________________________________________
|
 |
I. Bölüm
Müzik ve
Hareket
Müzik, bale temsilini çeşitli yönlerden etkileyen bir ögedir. Tamamıyla "teatrikal" yapıda müziğin,
izleyiciye heyecan veren, duygusal tepkilere yol açan bir durumu olduğunu görüyoruz. Amaçlanan, etkinin derhal yanıtını
almasıdır. Bu nedenle, karmaşık planlı ve girift bir yazım tekniği kullanılan partiturlar,
izleyicinin değerlendirmesi ve anlam yükü kazandırması için oldukça entellektüel çabalar gerektirdiğinden,
bale olayı için ideal kabul edilmezler. Örneğin, füg gibi fazla yoğun ve ciddi klasik formların bazıları
koreografların genellikle pek fazla ilgilerini çekmemiştir; "Füg" konusunun her gelişi ile yeni bir
koreografik düşüncenin birleştirilmesi gibi bir eğilimin ortaya çıkması endişesi ve bunun can
sıkıcı sonuçlara yol açabileceği tehlikesi koreografları her zaman korkutmuştur. Elbette, bu
durumdan ayrıcalıklı bazı denemeler de vardır: 1971 yılında Hans van Manen, Beethoven'in
aynı adı taşıyan ünlü fügüne epeyce başarılı bir şekilde eşlik eden "Grosse
Fugue" (Büyük Füg)'ünü yaratmıştır.
Kenneth MacMillan, ondokuzuncu yüzyıldan
daha önceki müziklerle de bale partisyonu inşa edilebileceğini söylüyor. Ancak, bu müzikler MacMillan'a ritmsel
yapılarının çok köşeli oluşu ve yeterli değişiklik, farklılık ve çeşitlilik
içermemeleri nedeniyle çekici gelmemiştir.
Günümüz balesi 1960'lar öncesi baleden kesinlikle
ayrı bir çizgide ve oldukça şaşırtıcı bir şekilde ilerlemektedir. Artık zarif müzikler
eşliğinde temsiller veren dansçılar görmek pek olağan değildir. Nasıl ki işadamı için
bilgisayarın önemi tartışılamazsa, çağdaş bir koreograf için de elektronik müzik -veya belki
de elektronik sesler demek daha iyi bir tanımlama olur- o denli önem taşır bir konum kazanmıştır.
Ses kayıt cihazları her tür garip sesi, günlük yaşam seslerini, insan seslerini ve hatta gürültüleri dahi kaydetmekte;
daha sonra bunlardan elektronik ekipmanların karmaşık işlemleri yoluyla bale için partiturlar üretilmektedir.
Bazı zamanlar balenin müziksiz -tam bir sessizlik içinde, salt hareket olarak- yorumlandığı örnekleri
sahnelerde görmek mümkündür.
Bale müziği, son dört yüzyıl boyunca pek çok aşamalar
yaparak belirgin bir gelişim göstermiştir. 1581 yılında "Circe, ou le Ballet Comique de la Reine"in
Joyeuse Dükü ve Lorraine Prensesi'nin düğünlerini kutlamak amacıyla Paris'te görkemli bir şekilde sahneye konmasıyla,
bale eserleri için müzik yazmanın gerçek anlamda başladığını söyleyebiliriz. Bir dans izlencesi,
ilk kez olarak burada, dans ile konunun tam bir birlikteliğine ulaşıyordu. Müziğin eksiksiz sağlandığı
ve mitolojik büyücü-tanrıçaların öyküsü üzerine kurulu "Circe" aynı zamanda ilk bale temsili olarak
ta büyük önem taşımaktadır. Eserin bağdarı olan İtalyan kemancı Baltazarinei di Belgiojoso
(sonradan adını Balthasar de Beaujoyeux olarak değiştirdi) bu eseriyle sonraki yaklaşık
yirmibeş yıl boyunca genel plan, fonksiyon ve baleler için müziğin formu konusunda örnek oluşturmuş;
bağdarlar bale yaratılarını hemen hemen tamamen "Circe" örneği üzerine kurmuşlardır.
Şimdiye dek müziğin içerdiği en önemli dans formları, O'nun döneminden
günümüze uzanmaktadır. Bunlar "Pavane" (İspanyol kökenli, çift zamanlı ve gösterişli bir dans),
"Gaillarde" (canlı hareketli ve üç zamanlı) ve "Passamezzo" (iki zamanlı ve pavane'a göre
bir derece daha hareketli)'dur.
Ulusal Fransız Ekolü'nün kurucusu diyebileceğimiz
Jean-Baptiste Lully, başlangıçtan itibaren baleyi kendisi için bir ortam olarak seçmişti. Saray bağdarı
olduğu 1653 yılından itibaren, büyük komik-dramatist Moliére ile işbirliği yaparak masklar (oyuncuların
maske giydikleri eski usul sahne oyunu) ve çok kapsamlı baleler yazdı. Sahneye konulan eserlerin birçoğunda
Louis XIV de yer alıyordu. Dans için yazdığı müzikler sürekli renk, ritm ve tempo kontrastlarının
bir toplamı olarak tanımlanabilir ki bu da bale için en temel bir bağdama gereksinmesidir. Bale müziği
yazımı konusunda Lully'yi izleyen birkaç bağdar, O'nun partiturlarının etkisi altında kalarak
başarılı olamadılar.
Kral George III zamanında bir müddet "Saray
Müzik Amiri" olarak çalışan William Boyce, her ne kadar bale için hiç müzik yazmadıysa da gene de çağdaşı
olan teatrikal bağdarlar arasında sahip olduğu etkisi nedeniyle dikkatleri üzerinde toplamıştır.
Boyce'un çok sayıdaki minyatür "sinfonileri"nin ilk yorumları, sahne yaratılarına açımlıklar
olarak yapılmıştı; böylece çok uzun yıllar tiyatro meraklıları Georgiyen Londra'da, Boyce'un
müziğiyle iyice yakınlık kurmuşlardı. Bu yaratıların bölümlerinin birçoğu gavot, menuet
ve jig gibi gerçek danslardı veya dans ritmlerinden oluşturulmuşlardı. Bu nedenle Boyce'un müziğinin
koreografilerde kullanılması sürpriz olmayacaktı. Nitekim Ninette de Valois'nin "The Prospect Before Us"
(Bizden Önceki Görünüm) adlı eseri, Constant Lambert'in çeşitli Boyce "sinfonileri" ve "trio-sonatları"ndan
yaptığı düzenlemelerle yaratılmıştır.
Gluck ise teatrikal
eserleri ile özel bir konum kazanan bir diğer bağdardır. Saray için "teatrikal" ve "oda müziği"
içerikli eserler bağdamak üzere 1754 yılında "Viyana İmparatorluk Tiyatrosu"nun centilmen yöneticisi
Kont Durazzo tarafından işe alındı. Gluck'un bale kompozisyonu alanındaki katkıları hayli
önemlidir. İlk balesi "Don Juan"ın müziğini yazmak için koreograf Gaspara Angiolini ile işbirliği
yapmıştır. Fokine aynı partituru yaklaşık iki yüzyıl sonra Don Juan'ın yeni bir versiyonu
için kullanmıştır. Aynı şekilde, bu partitur 1969 yılında Richard Adama ve 1972 yılında
John Neumeier'ce de değerlendirilmiştir. Kolayca anlaşılacağı gibi bu müzik koreograflar için
çekiciliğini yitirmemiştir.
Bale için dramatik-sinfonik müziğin yaratılışına
değin Gluck'un Delibes, Çaykovski ve Lalo ile birlikte olağanüstü bir ilgi derlediği bir gerçektir. Bu bağdarlar
bale müziğinin kendisinin "drama"yı (yani öyküsel akışı) canlandırabileceğini
kanıtlamışlar; dansçılar ise bu konudaki övünme paylarının değer yitirmesi nedeniyle durumdan
pek hoşnut kalmamışlardır. Gluck gerçek yönüyle Rameau (en büyük balesi "Les Indes-Galantes",
müzikal güzelliği ve dramatik gerçekçiliğiyle tanınır) gibi bağdarlarla veya hatta Tommaso Traetta
gibi ikinci dereceden bir yetenek ile bile karşılaştırıldığında, müzikal yaratıcılığın
bazı alanlarında eksikliği hissediliyordu. Ancak O, kendisini çok iyi tanıyordu ve bale'nin ayrıntılı
planı pahasına kontrapunt ve lirizm'in baştan çıkarıcı zenginliği ile dans müziğinin
var olan genel doğası arasındaki uçuruma nasıl köprü olacağını çok iyi kavramıştı.
Her ne kadar operası "Idomeneo"ya bir bale bölümü eklediyse de, Mozart adı
ile bale arasında genellikle bir bağlantı kuramıyoruz. Buna rağmen Mozart çoğu kişinin
düşündüğünden daha çok bale ile ilgilenirdi; O ve eşi hem tiyatroda izleyici olarak, hem de balolarda katılımcı
olarak özellikle dansa düşkünlerdi. Aynı zamanda Noverre'in balesi "Les Petits Riens" için müzik yazmıştır.
Beethoven'in tek bir balesi vardır: "The Creatures of Prometheus" (Prometheus'ün
Yaratıkları). Bale üstadı Salvatore Vigano tarafından ısmarlanan bale bir dönem boyunca son
derece başarılıydı; ilk iki yıl boyunca tek başına verilen otuz temsil de beğeni derledi.
Ancak, ne yazık ki, Vigano'nun senaryosu çok zaman önce kayboldu. Yıllar sonra, çok sayıda yeni prodüksiyon
ortaya konuldu; bunlardan en iyi ikisi 1956 yılında Aurel Millos'un ve 1970 yılında Frederick Ashton'undur.
Burada, her ne kadar "Prometheus" için yazdığı müziği kulakta kalıcı bir etki bırakan
akıcılık ve kolaylıktaysa da, Beethoven'in yaradılıştan bir bale bağdarı olmadığını
belirtmek yerinde olur. Büyük bağdarın, teatrikal dansın gereklerini tam olarak anlayamadığı
bir gerçektir.
Bir kez daha İngiltere'ye dönüp bu dönemi gözden geçirecek olursak, dans
kompozisyonu sahasında Henry Bishop'un çok etkili bir sima olduğunu görürüz. Bishop, seksenin üzerindeki operasıyla,
farslarıyla ve baleleriyle çok yönlü bir öncü konumundaydı. 1806 yılında, bale için müzik yazan ilk İngiliz
bağdarı oldu ki bu kendi içinde bir dans ziyafetiydi. Bishop'tan önce hiçbir İngiliz bağdarı, bale'yi
bağımsız bir sanat formu olarak kavrayıp önemini düşünemedi.
Tüm
bunlar Fransa'da ve başka yerlerde hazırlanan diğer balelerde olduğu gibi, klasik mitolojinin öyküleri
üzerinde şekillendirilmiş senaryolarla canlandırılmaktaydı ve bu tür konuların romantisizmin
yayılışı ile bırakılması için bir otuz yıl daha geçmesi gerekiyordu. Arthur Bliss,
Lord Berners, William Walton, Constant Lambert ve Gavin Gordon gibi İngiliz bağdarlarının ortamı
ciddi olarak etkilemeye başlamalarından bir yüzyıl, belki de daha öncesiydi bu dönemler... Daha yakın
zamanlarda ise bale ile yakından ilgilenen Benjamin Britten, Malcolm Arnold, Thea Musgrave, Malcolm Williamson ve Peter
Maxwell Davies gibi önemli İngiliz bağdarlar sayılabilir.
Yalnızca İngiltere'ye
veya herhangi belirli bir ülkeye özgü değil, fakat -her nedense- tüm dünyamızda genel ve yaygın bir şekilde
(müzikal komedi deneyimleriyle karşılaştırıldığında), balenin özel müzikal
sorunlarını çözmek için uğraşan, bu amaçla denemeler yapan ve koreograf ile işbaşında,
birlikte çabalar içinde bulunan bağdarlar bulmak pek olası değildir. Prokofiev ve Stravinsky, yalnızca
koreografiye mükemmel uyum gösteren müzikler yazmakla yetinmeyen büyük bağdarlar dizgesinin son üyeleridirler; öyle ki
bu müzikler aynı zamanda kendi başlarına değerleri olan ve ayrıca dinleti izlencelerinde yer alarak
kendilerini dinlettiren bir yapıdadırlar.
Günümüzün koreografları, bir bağdara
özel bir partitur ısmarlamak yerine çevrelerinde var olan müziklerle bir bale yaratmayı yeğlemektedirler. Dolayısıyla
koreograflar, dansçılara eşlik etmek amacıyla yazılmamış müzikleri de kullanmak durumundadırlar.
Hatta, 1930'lar ve 1950'ler arasındaki dönemde, sinfoniler bile koreograflarca geçerli ve değerli sayılmıştır.
Örnek olarak; Massine 1933 yılında Çaykovski'nin "Beşinci Sinfonisi" ile "Le Présages"i,
Brahms'ın "Dördüncü Sinfonisi" ile gene 1933 yılında "Choreartium"u ve 1936 yılında
Berlioz'un "Fantastik Sinfonisi" ile aynı adı taşıyan "Symphonie Fantastique"i yaratmıştır.
Aynı şekilde Balanchine'de sinfonik müziği kullanarak birçok bale oluşturmuştur. Bunların en
başarılısı, 1958 yılında Gounod'un "Büyük Re'den Sinfonisi"ni kullanarak yarattığı
"Gounod Symphonie"dir. Diğerleri ise 1952 yılında Mendelssohn'un "İskoç Sinfonisi" ile
aynı adı taşıyan "Scotch Symphony" ve 1948 yılında Bizet'nin Do tonundaki tek sinfonisine
uyguladığı "Symphonie in C"dir. 1963 yılında, MacMillan "Royal Ballet" (Kraliyet Balesi)
için Şostakoviç'in "Birinci Sinfonisi"nin müziği üzerine şekillenen "Symphony" ismini verdiği
bir çalışma sergiledi.
Yukarıda anılan bu balelerin ve sinfonik ürünleri
kendilerine partitur seçen diğerlerinin tümü ya fantezi olarak veya tam anlamıyla "salt dans"ın sergilenmesi
amacıyla yahut da ruhsal durumların, davranışların açıklanmaya çalışıldığı
yapıtlar biçiminde ifadelerini bulmuşlardır. Ancak, bunun karşıtı örnekler de vardır. Örneğin
1971 yılında MacMillan, "Covent Garden"da "Anastasia"nın tam prodüksiyon sergilenişinde
Çaykovski'nin "Birinci" ve "Üçüncü" sinfonilerini ilk iki perde için ve Martinu'nun "6. Sinfonisi"ni
de son perde için kullandığında amacı etkili dramatik bir öyküsel çizgiye renk ve atmosfer eklemekti.
Burada, dans-drama hayli "teatrikal"dir; çünkü en azından MacMillan balesini, sinfoniler arasında incelik
ve ustalıkla ortaya koyabilmiştir.
Hatta, büyük klasiklerin bazıları
varolan müzikler üzerine yaratılmışlardır. Bunun en mükemmel örneklerinden birisi "Les Sylphides"tir.
"Les Sylphides" Chopin'in piyano yaratılarının bir ardışı (süiti) üzerine,
1908 yılında Fokine tarafından yaratıldı. Fokine'in aynı tarzda yarattığı diğer
baleleri arasında, Rimsky-Korsakov'un müziğiyle "Şehrazad", Schumann'ın müziğiyle "Karnaval"
ve Weber'in müziğiyle "Le Spectre de la Rose" sayılabilir. Bunlar ve Ashton'un, Balanchine'in, Massine'in
ve Tudor'un diğer birçok baleleri zamana karşı direnebilmişler ve bu özel ortam amaçlanmadan yazılmış
müziklerle de başarılı bale çalışmaları yapılabileceğini kanıtlamışlardır.
Günümüzde birçok koreograf -her ne kadar bir baleyi kısa zamanda ve kolayca 'modası
geçmişler' sınıfına sokmaktaysa da- caz ögelerini (ve popüler müziğin diğer formlarını
dahi) kullanmaktadırlar. Örneğin, Peter Darell'in "Mods and Rockers" balesi 1963 yılında
Londra'da ilk temsilini verdiğinde, son derece güncel bir olay olmuştu. Darell'in bu yaratısını,
"Beatles" pop grubunca plağa alınan gözde parçalar üzerine inşa ettiğini görüyoruz. 60'lı
yılların bir dönemi üzerinde varolabilen bu bale, eğer yaşasaydı, şimdi hayli köhne görünecekti.
Öte yandan, Barry Moreland'in 1974 yılında "Londra Festival Balesi" için yarattığı "The
Prodigal Son" adlı yapıtında, Scott Joplin'in "piyano-rag"lerinin orkestrasyonu yapılmış
bir versiyonunu, sadece kahramanın yirminci yüzyıl boyunca yaptığı gezintilere eşlik amacıyla
kullandığını görüyoruz. Bale, ölçülü ve amaçlı olarak yirmili, otuzlu, kırklı yıllar
ve... değişik dönemlerde kurgulandığından, modasının o kadar çabuk geçmeyeceğini söyleyebiliriz.
Çünkü eser, aynı zamanda "sosyal bir yorumlama" olarak ta sunulmaktadır.
Daha önce de belirttiğimiz gibi, muhtelif zamanlarda, koreograflar belirli baleler için bağdarlardan müzik talep
etmişlerdir. Bu türlü ilişkilere örnek olarak onyedinci yüzyılda "Beauchamp-Lully" ortaklığını;
onsekizinci yüzyılda "Noverre-Gluck" beraberliğini; ondokuzuncu yüzyılda "Petipa-Çaykovski"
işbirliğini ve içinde bulunduğumuz yirminci yüzyılda da "Fokine-Stravinsky", "Balanchine-Stravinsky"
ve "Morrice-Salzedo" ürünlerini verebiliriz. Genelde ise, koreografların mevcut müzikleri yeğlediklerini
söyleyebiliriz; çünkü böylece daha az zahmet çekmekte ve kesinlikle daha az risk altına girmektedirler.
Doğrusu, bir koreografın yepyeni bir partiturla çalışması gerçekten şansa bağlı bir
ortam yaratabilir; böyle yeni bir parça büyük zorluklar ortaya çıkarabilir. Kostümlü provalar başladığında,
müziğin "orkestra"da nasıl tınlayacağını ayrıntılı olarak anlayabilmenin
riskini herkes kolayca tahmin edebilir. Hele, çağdaş orkestrasyon olayında çalışmalara son ana kadar
eşlik eden piyano partisinin gerçek yapının yalnızca çok soluk bir gölgesi olabileceği gözden uzak
tutulmamalıdır. "Bir koreograf yeni bir bale müziği ısmarlar ve dinledikten sonra bu müziği beğenmezse
neler olabilir?" sorusu burada çok önem taşımaktadır. Koreografın önünde iki seçenek belirmektedir:
Ya değersiz bir artık olarak partitur bir kenara atılacaktır -ki bağdarın ücretinin getirdiği
yük nedeniyle çoğunlukla olanaksızdır- veya mevcut müzikle en iyiyi yapmayı deneyecektir. Bu ikinci seçenek
ise koreografın içinde istek olgusunun kalmadığı bir çıkış yoludur; böylece partitura bir
bale yaratılmış olunur. Her iki seçenek te, görüldüğü gibi sorunlar ortaya çıkarmaktadır; ancak
belki de birkaç bale için ısmarlama müzik yazılmasının gerçek nedenlerinden birisi de budur.
Şüphesiz, koreograf ve bağdar arasındaki yakın işbirliği, cönk yazarı(librettist)
ve desinatörün çabaları ile bütünleşirse büyük prodüksiyonlar ortaya çıkar. Bu şekilde Beauchamp-Lully-Moliére-Berain'den,
"Diaghilev Balesi"nin Fokine-Stravinsky-Benois imzalı tek perdeli ürünlerine dek -onyedinci yüzyıldan günümüze-
birçok örnek vermek mümkündür. Diaghilev ve beraber çalıştığı sanatçılar, herkesten daha fazla,
balede müzik bileşeninin diğer bileşenler olan dans, mim, dekor, kostüm ve ışıklandırma
denli bütüne etki etmesi ve katkıda bulunması gerektiğini hissetmişlerdir. Bu unsurlar, arzulanan dramatik
tesiri oluşturmak amacıyla sıkı sıkıya kaynaşmalıydı; dolayısıyla hiçbiri
bir diğeri veya geri kalan unsurlar üzerinde üstünlük sağlamamalıydı ve koreografi müziğin kölesi
durumuna düşmemeliydi.
Bu ilkelerin özellikle, mevcut müziklere yaratılan balelerde
uygulandığını görüyoruz. Bu durumda koreograf emrinde olan ve ellerinin altında bulunan "belirlenmiş"
müziğin sınırları içerisinde dans ve mim'i en iyi nasıl ifade edebileceği gibi sorunlarla göğüs
göğüse gelir. Diaghilev'in bakış açısından, dört sanat dalının işbölümü yaptığı
bir konumda, müzik 'bale'nin tümünün bir parçasıdır ve başka türlü de kavranamaz.
Geçtiğimiz yıllarda, Leonard Salzedo'nun diğer İngiliz bağdarlara oranla daha fazla bale partituru
ürettiğini görüyoruz. Salzedo, üç koreograf ile yaptığı yakın işbirliği sonucu -Andrée
Howard (The Fugitive, Mardi Gras), Jack Carter (The Witch Boy, Agrionia) ve Norman Morrice (The Travellers,
Realms of Choice, Hazard, The Empty Suit)- yeni bir bale üretiminde birlikte çalışma yönteminin önemini herkesten
çok anlamıştır. Bakın, bu konuda Salzedo ne diyor: "Mevcut müzikle yaratılmış son derece
başarılı balelerin var olduğu bir gerçektir. Yalnızca klasik sinfonilerde değil, fakat programlı
müzik yaratılarında da yetkin bir uygulama var... Eğer koreograf çok uzun olmayan bir eser temelinde hareket
edebilir ve cümlelemesine uygun bir düzen ve yön kazandırabilirse başarı elde etmesi olasıdır. Ancak,
gözden kaçırılmaması gereken nokta, koreograf eseri genişletmek ve geliştirmek isterse, o zaman müzikten
kaynaklanan zorunlu sınırlar ve sorumluluklar karşısına dikilecektir. Çünkü, koreograf hiçbir zaman
bir müzik eserine müdahale edemez; örneğin fazladan bir sekiz ölçü ekleyemez. Fakat, bir bağdarla çalışıyorsa
kolaylıkla 'doruğa ulaşmak' amacıyla müziğin o noktada uzatılmasını teklif edebilir
veya 'eşliğin uyumu için' bazı yerleri kestirebilir. Genellikle koreograflar bağdarlarla böyle çalışırlar
ve şüphesiz ürünler daha olumlu olur.''
İdeal olan ise, eserin yaratımı
sürecinde bağdarın, koreografın ve desinatörün olabildiğince sıkı bir işbirliğine
girmesidir. Düzenli zaman aralıklarıyla biraraya gelen bu sanatçılar, her sahnenin birlikte yaratıldığına
kesinlikle emin olmalıdırlar. Her ne kadar bu yöntem için koşullar daima elvermezse de, en iyi sonuçları
elde etmek isteyenler için tek çıkar yoldur.
Bale provalarında bağdarın
bulunması bir zorunluluk olarak kabul edilmelidir. Çünkü 'tempolar'ın, 'genişlemeler'in,
'tekrarlar'ın, düzeltme ve uyarı gerektirecek her şeyin uygulanmasında ilk fikir alınacak
kişi 'bağdar'dır. Bir bale ne denli dikkatli planlanmış olsa bile, gene de bu tür sorunlar
olacaktır.
Bağdar, bir baleye müzik yazarken, kağıt üzerindeki notlara
dayanarak senaryoyu yorumlar; bu anda koreografla yapılacak tartışmalar, koreografi'de kullanılacak dans
hareketleri hakkında O'na bazı fikirler verir. Bağdar, ancak böylelikle, koreografın sahne üzerinde neyi
resmedeceğini kavrar. Artık dans ve müziğin birliği, tümüyle başarılı olacaktır denebilir.
Robert Helpmann'in kendi iç tecrübelerinden anımsadığı kadarıyla,
koreograf ve müzikçi arasındaki böylesi fikir alışverişleri, aynı zamanda sürprizli sonuçlar da oluşturabilir:
"Bazan, koreografça önerilen ritmik bir fikir bağdara bir dans hakkında tüm bilgiyi verebilir, önemli bir ipucu
ve anahtar olabilir. Bu olay benim için, Bliss 'Miracle in the Gorbals'i yazdığında oldu. Arasıra, bağdar
bir sahne için fikir alışverişi yaparken üflemeli veya yaylı çalgılar gibi belirli çalgıları
kesinlikle teklif edecek ve bir sahne için doğru olan bağlantıyı koreografın tercihi doğrultusunda
benimseyecektir.''
Maurice Bejart'in çalışma yöntemi, işaret edebileceğimiz
özel durumlardan biridir; bu yöntem müziğin yapısıyla değişen bir konum kazanır: "Eğer,
dinamik bir partiturla karşılaşırsam, müzikle çok uzun zaman çalışırım. Örneğin
'Dokuzuncu Sinfoni'yi yapmazdan önce, -her ne kadar yönetken değilsem bile- müziği yönetebildiğimi hissedene
dek çalıştım. Eğer elimdeki partitur romantik bir malzeme ise, müziği bir kenarda kendi başına
çalmaya bırakır ve farklı bir yol uygularım; ritmik yapıyı değil, müziğin psikolojisini
içeren bir yol... Bağdarın eserini yazdığı zamanlardaki fikirlerine yaklaşmaya çaba harcar ve
müziğin altında ne varsa gün ışığına çıkarırım."
Hans van Manen yeni bir bale yapmaya karar verdiğinde, öncelikli olarak hareket yoluyla ne söylemek istediğini düşünür
ve içine yerleştireceği yeni ve alışılmışın dışında fikirleri saptar;
daha sonra tüm bunlara uyum gösterecek ve süsleyecek bir müzik arar. Glen Tetley ise son derece değişik bir şekilde
bu araştırmayı yapar; "Royal Ballet" için 1970 yılında "Field Figures"i sahneye
koyduğunda, hareketlerin koreografisi bitene dek, kendi deyimiyle Stockhausen'in yazmış olduğu müziğin
"kuyruğuna takılmadı." Merce Cunningham ise bu konuda daha aşırıdır: "Müziği
işittiği ilk an, gala gecesidir." Cunningham aynı zamanda müzik veya ses eşliği olmayan baleler
yaratmaya da düşkündür. Elbette bu aşırılıklar çoğu koreografi pek ilgilendirmemektedir.
Hans van Manen "müziğin daima gerekli olduğunu" önemle vurguluyor. "Müzik eşliği olmayan
baleleri savunan kişilerin gerçekte söylemek istedikleri şey, iki kişinin bir bara birlikte içmeye gidip, karşılıklı
oturarak saatler boyu bir tek laf etmemeleri, zamanı böyle geçirmekle yetinmeleriyle eş anlamlıdır. Belki
böylece bir hafta kadar oyalanabilirler... Fakat, daha sonra ne olacaktır? Bezmiş ve bıkkın bir tavırla
uzaklaşacak, birbirlerinden kopacaklardır. Yukarıdaki örnekte, kişiler arasında iletişim yoktur.
Aynı şekilde, müzik var olmadan bale olayında da seyirciyle bağlantı kurulamaz. Müzik ve dans, her
ikisi de bir diğerinin parçasıdır. Eski yöntem hala en iyi yöntemdir; koreograf, bağdar ve desinatörün
işbirliği..."
Aslında, Hans van Manen'in sözünü ettiği bu işbirliği,
Petipa'nın balelerini bağdarları ile çalışmasından çok farklı bir içerik taşımaktadır.
Petipa, bağdara çok ayrıntılı yönlendirmeler sağlamıştır; istenen ruhsal konum, konunun
geçtiği yer ve zaman, tempo, ayrıca her müzik parçası için talep ettiği ölçü sayısı gibi kayıtlar,
Petipa'nın bağdara verdiği direktiflerdi. Hatta, Çaykovski çapında bir bağdar dahi "Uyuyan Güzel"
ve "Fındıkkıran" baleleri için müzik yazarken Petipa'dan bu türlü emirler almıştır.
Bu durumu "var olan koreografiye müziğin bağdanması" cümlesiyle de açıklamak mümkündür. Çünkü,
Petipa'nın bir baleyi planlaması koreografik, müzikal, dramatik açılardan ve kostümler ile sahne modeli hakkında
kabataslak çizilen resimlerle bale'nin her yönüyle planlanması demekti. Petipa, aklından tüm ayrıntıları
oluştururdu. Müziğin tek bir ölçüsü yazılmadan ve tek bir adım dahi çalışılmadan bale,
kağıt üzerinde tamamlanırdı.
İsterseniz simdi Petipa'nın "Uyuyan
Güzel" için verdiği cönk (libretto) yönergelerine bir göz atalım. Birinci Perde'de Kral ve Merasim
Amiri arasında geçen "konuşma" için Petipa aşağıdakileri talep etmişti:
No. 4: "Kral soruyor: Ne oldu?" Dört ölçü soru için ve dört ölçü de yanıt için
ayır.
Soru: "Nereye götürüyorsun onları?" Dört ölçü.
Yanıt: "Hapishaneye." Dört ölçü.
Soru: "Onlar ne yaptılar?"
Dört ölçü. Yanıt: Örgü şişleri gösterilir. Dört ölçü.
No.9'da Petipa şöyle yazıyor: "Gürültü işitildiğinde -bu Carabosse'tur-
son derece canlı bir hareket sağla."
No. 10:
"Carabosse için fantastik karakterli bir müzik yaz."
No. 12:
"Kral ve Carabosse'un konuşmalarından sonra müziğin karakterini
değiştir; aldatıcı, yapmacık bir azamet kazanmaya başlamalı."
No. 14: "Aniden Aurora yaşlı kadının
farkına varır. Yaşlı kadın 2/4'lük ölçüde, örgü şişlerini birbirine çırparak çalışmakta.
Giderek bunu çok ezgisel 3/4'lük bir valse dönüştürür. Sonra, birdenbire sessizlik... Aurora parmağını
şişle deler. Acı duyar ve çığlık atar. Kan akmaktadır. -4/4'lük sekiz ölçü ver, geniş
zaman kullan.- Aurora dansına başlar, baş dönmesi... Tam bir korku ve dehşet, bu artık bir dans değil,
bir cinnettir. Sanki bir tarantula ısırmış gibi dönmeye devam eder ve sonra ansızın düşer,
nefes almamaktadır. Bu, 24'ten 32.inci ölçüye dek sona ermeli... Sonda birkaç ölçü tremolo olmalı, sanki acı
ve hıçkırıklar içinde "Anne! Baba!" der gibi..."
"Ve sonra, herkes yaşlı kadına dikkatle bakarken o, elbiselerini çıkartıp
atar. İşte bu anda, tüm orkestrada kromatik (alacalı) bir gam zorunlu..."
"Uyuyan Güzel Balesi"nde komik ve neşeli bir görüntü olan "Düğün Sahnesi"nde, "Çizmeli Kedi"
ve "Beyaz Kedi" karakterlerini ilk kez gören bir izleyici için, özellikle de çocuklar açısından son derece
sevilen bir yapıdadır. Bu sahne için ise Petipa, Çaykovski'ye müzikal taleplerini şöyle bildiriyor: "Tekrarlanan
miyavlamalar okşama ve tırmalamayı gösterecek. Bitim için erkek kedinin tırmalaması ve feryadı...
3/4'lük 'amoroso' ile başlamalı ve gene 3/4'lük hızlanan bir miyavlama ile sona ermeli."
Çaykovski, işte bu yüzden, en azından kağıt üzerinde hemen hemen son şeklini almış bir
koreografiye müzik yazıyordu. Fokine ise kapsamlı görüşmelerden sonra bağdarı, müziği istediği
şekilde tasarlaması için serbest bırakırdı. Petipa'nın müziksel buyrultularına daha baştan
kızan Glazounov'un tersine Çaykovski hiç bir zaman bu durumdan şikayet etmedi. Şüphesiz, Çaykovski bu tür bilgi
vermeleri uygulama açısından son derece yararlı buluyordu; çünkü ilk balesi "Kuğu Gölü"nden çok
önceleri, kendisine dans için en uygun olabilecek müzik tipi hakkında doğru ve tam öğütler verecek, yönlendirmeler
yapacak birini arıyordu.
Günümüzde ise, bir koreograf ölçüler yerine her bölümün süresini,
dakikalar ve saniyeler olarak belirtmeyi tercih etmektedir. Hepsi de bale partiturlarını koreograflarla çok yakın
ilişkiler içerisinde yazmış olan Peter Maxwell Davies, Douglas Young veya Burt Alcantara gibi bağdarlar,
ürettikleri modern eserlerde ölçülerin düzenli ardıllıklarını pek kullanmamışlardır. Koreografın
dakikalar ve saniyeleri kapsayan talep ve yönlendirmelerinden yola çıkan bağdar, bale'nin önce piyano partiturunu
oluşturur; bu temel üzerine de koreograf dansın adım ve hareketlerini yerleştirir. Ancak, daha önce de
söylediğimiz gibi, orkestral bir çalışmanın piyano partiturunun yanlış izlenimler bırakma
tehlikesi daima mevcuttur. Dansçılar, piyano partisinde duymaya alıştıkları bazı şeyleri
orkestra ile bir araya geldiklerinde atlayabilirler veya yokluğunu hissedebilirler; belki de piyano partisinde hiçbir
zaman duymadıkları bazı müzikal cümlelerin veya yapının birdenbire orkestra tarafından çalınmasıyla
şaşkınlığa düşebilirler. Belirli bir anda işitmeye alıştıkları ve hareketlerinde
müzikal temel olarak kullandıkları yapının bu şekilde değişmesiyle, kendilerine ve baleye
zarar verebileceğini düşünebilirler. Kısacası, orkestra partituru dansçıları "reddetmiş
bir kimlik" sergileyebilir. Bu nedenle bağdar orkestral çalışmada neyin üstün ve değerli olacağının
farkına varmalı; aynısını -piyanistik olmasa da- piyano partisinde de uygulamalıdır.
Her koreograf, konu içerisinde geçen ve okumuş olduğunuz düşüncelerin ilgi alanına girmeyebilir; eğer
böyle olsaydı çok durgun bir bale dünyası karşımıza dikilirdi. Örneğin; Merce Cunningham çalışmalarında
hareketlere dikte etmek amacıyla, John Cage ve diğer bazı bağdarların "müziği"ne rıza
gösterir. Bu da bir eserde iki temsilin hiçbir zaman aynı olmayacağı anlamına gelir. Aynı şey,
İspanyol "Flamenko" dansında da geçerlidir; burada dansçı ruhsal durumuna uygun olarak belirli bir
zaman sürecinde hareketlerinde improvize yapmaktadır. "Doğaçlama" (improvizasyon) birçok ülkenin halk danslarında
yaygın bir özelliktir ve müziğin temel ritmik etkileriyle veya dürtüsüyle, doğrudan doğruya meydana gelir.
Kısacası dans, hiçbir zaman müzikten ayrı düşünülemez.
Jean Dulac'ın 1912'de yaptığı
bir karikatürle "Igor Stravinsky" ______________________________________________
|
|
 |
|